26 Nisan 2017 Çarşamba

‘15 Temmuz şehidi’ ilan edilen AKPKK reklamcısının yolsuzlukları | Akademi Dergisi

akademi dergisi, mehmet fahri sertkaya, darbe tiyatrosu, erol olçak, gizli yahudiler, gizli ermeniler, masonlar, recep tayyip erdoğan, sabetaycılar,

AKPKK suç, terör ve ihanet örgütünün, kuruluşundan bu yana reklamcısı olan Erol Olçak ve 16 yaşındaki oğlu, bir darbe tiyatrosu olduğu somut yüzlerce delil ile ispat edilen 15 Temmuz hadiseleri sırasında, İstanbul'da, Boğaziçi Köprüsü'nde halkın üzerine açılan ilk ateş sonucu ölmüştü. Erol Olçak'ın ve oğlu Abdullah Tayyip Olçak'ın cenazesi Altunizade'deki İlahiyat Camisi'nde ikindi namazını müteakip kılınan cenaze namazının ardından Karacaahmet Mezarlığı'nda toprağa verilmişti. 

Müslümanların nefret ettiği İslamcılar, son dönemde menfaatleri gereği, işlerine geldiğinde, istedikleri herkesi terörist, istedikleri herkesi de kahraman ya da şehit ilan etmeye başladı ve bu tavırları hala tartışmalar çıkartmaya devam ediyor. Akademi Dergisi olarak, yayınlarımızın da tesiri ile İslamcıların aslında ne olduğunun iyice farkına varmış Müslümanları iyice ikaz etmek maksadı ile, 2013 yılında, Sabetayist gizli Yahudi Bülent Arınç ile Mehmet Baransu arasında yaşanmış olan bir tartışmaya temas etmek istiyoruz. T24 haber sitesinde, 12 Kasım 2013 tarihinde yayımlanan haber aşağıdaki gibidir ve fotoğraflar ile parantez içerisinde verilen bilgiler Akademi Dergisi tarafından eklenmiştir (Mehmet Fahri Sertkaya)

Bülent Arınç'tan AKP'nin reklamcısına dava açıklaması

Bülent Arınç, Mehmet Baransu'nun ortaya attığı, Arter Reklamcılık'ın TRT'yi milyonlarca lira zarara uğrattığının görmezden gelindiği iddialarına yanıt verdi


Başbakan Yardımcısı, Hükümet Sözcüsü ve TRT ile Anadolu Ajansı'ndan sorumlu isim olan (AKPKK'lilerin büyük çoğunluğu gibi Sabetaycı bir gizli Yahudi olup Deniz Baykal ile de yakın akraba olan) Bülent Arınç, Taraf yazarı Mehmet Baransu'nun ''Erol Olçak'ın reklam şirketi Arter'in TRT'yi milyonlarca dolar zarara uğrattığı ve 'gereğinin yapılması'nın istenmesine rağmen olayın kapatıldığı'' iddiasını yanıtladı. Arınç, AKP'nin seçim ve kampanyalarının da reklamını yapan Arter Reklamcılık hakkında ''firmanın sorumluluklarını yerine getirmemesi üzerine TRT Genel Müdürlüğü tarafından dava açıldığını" duyurdu. 

'İlgili firmaya dava açılmıştır'

Arınç'ın Twitter hesabından da duyurduğu, bulentarinc.com.tr adresinde yayımlanan 12 Kasım 2013 tarihli açıklaması şöyle: 

➥ ''Bir gazetecinin önce köşe yazısında, sonra twitter hesabından paylaştığı TRT´nin reklam ihalesini alan firmanın TRT´yi zarara uğratmasına karşın şahsımın herhangi bir işlem yapmadığı ve olayı kapattığı iddiası doğru değildir. İhaleyi alan firmanın sorumluluklarını yerine getirmemesi üzerine, TRT Genel Müdürlüğü tarafından ilgili firma hakkında işlem başlatılmış ve Ankara 17. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde 19.12.2012 tarihinde alacak davası açılmıştır. Söz konusu 2012/357 sayılı dava devam etmektedir. İlgili haber ve yorumların bu kapsamda değerlendirilmesini diliyorum."

'Arınç'a artık çocuklar bile inanmıyor'

İddianın sahibi Baransu, Arınç'ın açıklaması üzerine Twitter hesabından konuya dair şunları yazdı: 

➥ Sayın Bülent Arınç TRT iddiasına cevap vermiş. Olay yargıda diyerek. Bunu zaten biliyoruz, kurumu zarara uğratanlara 2 ihale nasıl verildi?

➥ Kurumu 150 milyon dolara yakın zarara uğratanları Başbakanlık'tan kim koruyup, aynı ihale ikinci kez verildi? Tekrar soygun için mi?

➥ Başbakanlık çevresi Bülent Bey'e rağmen olayı kapatıp, 2. kez ihaleyi verdiler? Bir kurumu soyuyorlar ama soygunculara tekrar ihale veriliyor.

➥ "Bir Başbakan Yardımcısı" bence artık açıklama yapmamalı. Çocuklar bile inanmıyor açıklamalarına. Durum maalesef bu kendi adına.

Erol Olçak'ın oğlu Abdullah Tayyip

TRT'nin zararı görmezden gelindi iddiası

Taraf'tan Mehmet Baransu'nun gündeme getirdiği iddiaya göre, Erol Olçak'ın sahibi olduğu Arter Reklamcılık, TRT'yi milyonlarca lira zarar uğrattı.

Baransu'nun yazısındaki ilgili kısım şöyle:

➥ Sayın Arınç, TRT’den sorumlu bakan. TRT’nin reklam ihalesi iki yıl önce AK Parti’li bir ajansa verilmişti; Arter Reklamcılık. Erol Olçak.

Ve o ajans TRT’yi milyonlarca lira zarara uğrattı. “Tüyü bitmemiş yetimin hakkı var” denerek, ajans sahipleri hakkında gereğinin yapılması istenmişti.

Ve konuyla ilgili gereken yapılıp, olay kapatıldı.

Sayın Arınç, Başbakan’ın sizi yalanmasından daha önemli olan bu konuyla ilgili de sanırım söyleyeceğiniz birkaç söz vardır.
Tüyü bitmemiş yetim hakkı için.


Müteveffa Erol Olçak kimdir?

1963 yılında Çorum'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Estetik ve Sanat Tarihi Bölümünden mezun olan Olçak, 1987 yılında Arter Reklam Ajansı'nı kurdu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde dönemin belediye başkanı, şimdinin sahte diplomalı ve CIA-MOSSAD bağlantılı sözde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın basın danışmanlığı görevini yürüttü.

Olçak, 1999 seçimlerinde Doğru Yol Partisi'nin Türkiye genel seçim kampanyasını yaptı. Siyonistler, Evanjelistler, Masonlar, İçimizdeki İsrail ve İçimizdeki Ermenistan, Türklere ve Müslümanlara çok büyük bir tuzak kurmak niyeti ile, logosu bile yedi kollu Yahudi şamdanı, yani Menorah olan sözde AK Parti'yi kurarlarken, bu sözde parti, özde suç, terör ve ihanet örgütünün kuruluş çalışmaları sırasında, eşek etinden sucuk yapıp satarken suç üstü olduğu ve Tercüman gazetesine fotoğrafı ile birlikte manşet haber olduğu iddia edilen Recep Tayyip Erdoğan'ın kendisi ile birlikte çalışma teklifini kabul etti.


Erol Olçak'ın kendisinin ''yol arkadaşı'' olduğunu ifade eden, gerçek şehitlerimizin cenazesinde nerede ise hiç bulunmayan ve gerçek şehitlerin ailelerinden davacı olan sahte diplomalı sözde Cumhur Başkanı Erdoğan, Olçak'ın oğlu Abdullah TAYYİP'ten bahsederken gözyaşlarına hakim olamadı.

Kuruluşundan itibaren, göz önünde olan bütün yolsuzluklara, hırsızlıklara, kamu kurumlarının peşkeş çekilmesine, ihale fesatçılıklarına, zulümlere, haksızlıklara, tüyü bitmemiş yetimin hakkına girilmesine, BOP ya da Büyük İsrail projesine hizmet edilmesine, orta doğuda milyonlarca Müslümanın ve sivilin kanına ortak olunmasına, ihanet suçlarına rağmen AKPKK'nin siyasi iletişimini yürüttü. Böyle bir kadroya CIA ve MOSSAD tarafından kurulan bu sözde partiye ''AK Parti'' isminin bulunmasından parti kuruluşuna birçok konuda hiç rahatsızlık duymadan etkin oldu. Sözde AK Parti'nin bütün genel ve yerel seçim kampanyalarını yönetti..

Toprağı bol olsun. Bir T.C. vatandaşı olarak bizlerin hakkına girilmesine vesile olduğu, hizmet ettiği de muhakkak. Öte tarafta inşaallah hepimizle, 80 milyondan fazla vatandaşımız ile ayrı ayrı hesabı olacak. Haklarımızı soracağız ve alacağız. 

Gözler seni aradı ve sen yoktun


İşte bunlar da, tıpkı Erol Olçak gibi, AKPKK suç, terör ve ihanet örgütünün somut deliller ile ispat edilmiş suçlarını bile gizlemek, olduğundan farklı göstermek, suça yardım ve yataklık etmek suçunu sürekli olarak işleyen, bildiğiniz suç ortağı yandaş medyanın haberlerinden bazıları...

Gerçek sahibinin Tayyip Erdoğan ve ailesi olduğu iddia edilen A HABER'in internet sitesindeki haber 


Gerçek sahibinin Tayyip Erdoğan ve ailesi olduğu iddia edilen AKŞAM gazetesinin internet sitesindeki haber 


İslamcı, Selefi, Vehhabi, Modernist olup, Ehl-i Sünnet itikadının düşmanı olduğu ve bu güne kadar yüzlerce yalan haber yaptığı bilinen HABER 7'nin internet sitesindeki haber 


Haber 7 internet sitesinde, 17 Aralık dinlemelerinin montaj olduğuna dair, saygın kuruluşların ve uzmanların adı kullanılarak da yalan haberler yapılmıştı ve yalancılığı bir iki gün içinde gözler önüne serilmişti. Yine, her seçim ve referandum öncesinde, 'Süleymancılar da AK parti dedi' ya da 'Süleymancılar da EVET diyecek' şeklinde ve seçimlere ramak kala yapılan yalan ve art niyetli haberler, İslamcı samimiyetsizlerin arasında en sık da Haber 7'de yer aldı. Haber 7'nin yalanları, yönlendirmeleri ve işlediği suçları anlatmak için cilt cilt eser ya da uzun saatler süren belgeseller hazırlamak mümkündür. 

Sabetaycı gizli Yahudi Turgay Ciner'e ait olup, bir zamanlar bizi ''Atatürk düşmanı'' ilan edip sürmanşetten bütün Türkiye'ye hedef gösteren, bir tek açık adresimizi vermeyen sözde gazetenin, özde paçavranın internet sitesindeki haberi 


Türkiye'deki Yahudilerin ve gizli Yahudilerin cemaat gazetelerinden biri olup tarihi boyunca yoğun oranda Sabetaycılar, gizli Yahudiler, gizli Ermeniler, Masonlar barındıran ve bu kadrosu üzerinden Türk milleti ile devletine verdiği maddi ve manevi zararı tam olarak anlatmaya bir ömür gerekecek olan Hürriyet Gazetesi isimli paçavranın internet sitesindeki haber 


Hürriyet'te bu gün bile, gizli Yahudi Ayşe Ar-man Dor-men imzası ile, 'Kur'an'da kadın ile erkek arasında ayrım yok'' başlığı ile yayınlanan yazıya bakıp, Hürriyet'in kime, nasıl bir inanç ve zihniyete ait olduğunu ve ne yapmak istediğini anlamak mümkündür. Bu gün ahlaken yaşanmaz bir Türkiye gerçeği ile karşı karşıya isek, bunun en büyük sebeplerinden birinin Hürriyet ve Milliyet gibi gizli Yahudi pusuları olduğunu ispat etmeye on binlerce haberleri, yazıları delil olacaktır. 

Bir zamanlar Sabetaycı Dinç Bilgin ile ismi özdeşleştiği halde, şu sıralarda gerçek sahibinin Tayyip Erdoğan ve ailesi olduğu iddia edilen SABAH gazetesinin internet sitesindeki haber 



Yeni Şafak... Ne olduğunu ve ne olmadığını bütün Türkiye hatta AKPKK destekçisi vatandaşlar bile biliyor. Anlatmaya gerek bile yok. İşte bu paçavranın internet sitesindeki haber 


Bir Siyonist pususu olan AKPKK'nin kurulmasında ve yönetilmesinde en etkili isimlerden biri olan ve şimdilerde AKPKK'nin gizli Başbakanı denilen gizli Yahudi Cüneyt Zapsu ve Karay Yahudisi Murat Ülker ile de çok sıkı fıkı olan Sabetaycı Ferit Şahenk'e ait olan, kadrosunda yoğun oranda gizli Yahudiler, gizli Ermeniler ve Masonlar barındıran NTV'nin internet sitesindeki haber 


NOT: Bu gazete denilen paçavraların hepsinin de sahipleri, sorumluları ve gazetecileri, AKPKK'nin de, Erol Olçak ya da Olçok'un da ne olduğunu, çalıştıkları yerlerin de aslında ne olduğunu ve kısa bir süre sonra bütün bu hukuksuz sistemleri çökünce, hep beraber yargılanacaklar arasında olduklarını kesinlik derecesinde biliyorlar. Çok yaklaşmış olan o gün gelene kadar, bir yerlerde, hep yaptıkları gibi 'Türkiye Türklerindir', 'Yetimin hakkı', 'Benim başörtülü bacım', 'Camiye ayakkabılar ile girdiler', 'Başörtülü kadını linç ettiler', 'İslam dini şöyledir, böyledir', 'Şanlı tarihimizde şu mesele şöyledir' v.s. şeklinde haberler yaptıklarında, buraları gösterirsiniz. Biz Müslümanlar, İslamcılığa da, onları piyon yapan gizli Yahudi ve Ermenilere de, onları da oynatan CIA ve MOSSAD'a da, onları da yöneten Siyonizme de, asla geçit vermeyeceğiz.

Bir değişik Tayyip Erdoğan hikayesi | Mehmet Fahri Sertkaya

akademi dergisi, mehmet fahri sertkaya, deniz baykal, recep tayyip erdoğan, bülent arınç, içimizdeki israil, cia, mossad, kürt yahudileri, beyaz saray, cüneyt zapsu, A101, BİM, chp,

➥ Sabetaycı gizli Yahudi Deniz Baykal Boşbakan yaptı.


Bu sırada Sabetaycı Yahudi olup Deniz Baykal'ın yakın akrabası olan Bülent Arınç da yanındaydı...

➥ Gizli Ermeni Devlet Bahçeli de bu süreçte elinden geleni yaptı. Sonra, o kadar şaibeli kararları üst üste alıp tepkileri üzerine çeke çeke onu iktidara getirdiği yetmezmiş gibi, hep tek başına iktidarda kalması için ne gerekiyorsa yaptı. 

➥ Gizli Ermeni olup aynı gizli teşkilat tarafından CHP'nin başına getirilen Kemal Kılıçdaroğlu da üzerine düşeni hep yaptı. Şu referandum skandalının ardından, CHP tabanı Kılıçdaroğlu'nu göndermeye çalışıyor ama parti onun benzerleri ile dolu ve taban neler döndüğünü hala bilmiyor. Demokratik cumhuriyetle yönetilen bir ülkede yaşadıklarına inandırılmışlar, öyle döndürülüp duruyorlar. 

➥ CIA raportörü olup "gölge CIA" denilen İbrahim Kalın, onu hiç yalnız bırakmadı. 

➥ 'CIA casusu' olduğu ve en baştan Tayyip'in yanına verildiği iddia edilen Ömer Çelik'in, bu kadar vasıfsız ve silik haline rağmen, hala acayip bir konumu var ve bu kısmı hala hiç kimse anlamadı. 

➥ Kürt Yahudisi olup Musevi Kutsal bursu ile okutulan, Beyaz Saray'a yeminli tercümanlık yapan, Amerika'da barlarda güzellik yarışmaları da tertip eden Egemen Bağış'ın da hakkını yememek lazım. En baştan beri yanında olanlardandı. Daha doğru ifade ile, en baştan beri yanına konulanlardandı. 

➥ Bir yanı Kürt Yahudisi, bir yanı Sabetaycı Yahudi olan, bir zaman BİM'in ortaklarından olup sonra A101'i kuran, 'gölge başbakan' ve 'CIA casusu' denilen, belediye başkanlığı zamanlarından bu güne Tayyip'i Tayyip yapan adam olan ve başbakanlığa getirirken de ABD konsolosluğunda Tayyip'i kamera kaydına alıp "Şunları şunları yapacağına söz ver" dediği iddiaları basında sıklıkla yer bulan, bu şart koştukları arasında 'Anayasa değişimi' yani "başkanlık" da bulunduğu iddia edilen Cüneyt Zapsu'nun payı ise, diğerlerini katlar. 

Daha böyle çok isim ve hadise var, bir girsek, henüz özetlemişken akşam olur, karanlık basar. 

Böyle bir geçmişe, bunca somut delilli suça ve şimdi de çalınan bir referanduma rağmen ona hiç sorun çıkarmayan İçimizdeki İsrail'in,İçimizdeki Ermenistan'ın, Masonların payını da küçük görmemek lazım. 

Sahte diplomalı sözde Cumhurbaşkanından sonra, işte böyle böyle, bir de sözde başkanları oluyor ve sanki "onların" değil de bu milletin başkanı oluyor. Bu sözde başkanın, hala seçim sonuçları netleşmediği halde, HAYIR'ın önde olduğuna konunun bütün uzmanları ve hukukçular kani olduğu halde, başkanlık havasına, zafer havasına girmiş olması bir yana, bu hava ile şu iki gündür yaptığı konuşmalar, bizi nerelere sevk edeceklerini açıkça gösteriyor. 


25 Nisan 2017 Salı

'Sarraf'ın Türkiye'de üst düzey hükumet yetkilileriyle çalıştığını kanıtlayacağız' | Akademi Dergisi

akademi dergisi, mehmet fahri sertkaya, rıza sarraf, recep tayyip erdoğan, gerçek yüzü, iran, yolsuzluk ve usulsüzlükler, michael mukasey, hukuk, adalet,

ABD'de tutuklu olarak yargılanan işadamı Rıza Sarraf, dün New York'ta çıktığı duruşmada hakkındaki 'İran yaptırımlarını ihlal etme' suçlamalarını bir kez daha reddetti. Savcılık makamını temsilen konuşan Dennis Lockhard "Sarraf'ın ve işbirlikçilerinin hem İran hem de Türkiye'de üst düzey hükumet yetkilileriyle çalıştığını kanıtlayacağız" dedi.

New York Güney Bölge Savcılığı'nın odağındaysa Sarraf'ın avukatları vardı.

Savcılık makamını temsilen konuşan Dennis Lockhard, Sarraf'ın işlediği iddia edilen suçların 'ABD'nin ulusal güvenliğinin tehlikeye atılması' anlamına geldiğini ifade ederek, tutuklu işadamının avukatları eski New York Valisi Rudolph Giuliani ile eski Adalet Bakanı Michael Mukasey'in müvekkillerinin işlediği suçları olduğundan küçükmüş gibi göstermeye çalıştığını söyledi.

BBC Türkçe'nin haberine göre, Lockhard, "Mukasey ve Giuliani, Sarraf'a yöneltilen suçlamalarda nükleer teknoloji transferi ya da silah ticaretinin söz konusu olmadığını söylüyorlar. Oysa İran Devrim Muhafızları, yaptırım kapsamındaki İran bankaları ve Tahran yönetimi Sarraf sayesinde uluslararası finansal sisteme erişim sağlayabiliyordu" diye konuştu.

Lockhard, hakim Richard M. Berman'a "Sarraf'ın ve işbirlikçilerinin hem İran hem de Türkiye'de üst düzey hükumet ve banka yetkilileriyle birlikte çalıştığını, İran'ın o dönemdeki Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad'a bizzat mektup yazarak yardımcı olmak istediğini kanıtlayacağız" dedi.

'AVUKATLAR DAVAYI BULANDIRMAYA ÇALIŞTILAR'

Lockhard ayrıca Giuliani ve Mukasey'in Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'la da görüşme talebinde bulunduğunu ifade ederek, "Bunun basına sızdırıldığını iddia ederek davayı bulandırmaya çalıştılar. Halbuki açıklama yeminli ifadelerindeydi" dedi.

Giuliani ve Mukasey mahkemeye sundukları ifadede "ABD ve Türkiye'deki üst düzey yetkililer ABD'nin güvenliğini güçlendirecek bir uzlaşmaya sıcak bakıyor" demişlerdi.

Giuliani aynı ifadede ayrıca Türkiye'deki temasları sırasında Cumhurbaşkanı Erdoğan'la da görüştüğünü söyleyerek, uzlaşı için zemin arayışında olduğunu belirtmişti.

Giuliani'nin hukuk danışmanlık şirketinin Türkiye hükumetinin avukatlığını üstlendiğini hatırlatan Lockhard ise, bu durumun Sarraf davasında çıkar çatışması yarattığını vurguladı.

Rıza sarraf'ın avukatlarından Ben Brafman savcılık makamının açıklamalarına yanıt vermezken "Sessizliğimin Lockhard'ın sözlerine katıldığım anlamına gelmesini istemiyorum" demekle yetindi.

ABD'de gözaltına alınıp tutukalan Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla da Rıza sarraf'la birlikte duruşmadaydı.

Mahkemenin Sarraf'ın avukatları Giuliani ve Mukasey'e Atilla'nın davasına da müdahil olup olmayacaklarını sorması üzerine iki avukat konuya ilerleyen günlerde karar vereceklerini, Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Atilla'nın kefaletle serbest bırakılması talebini hazırladıklarını söylediler.

23 Nisan 2017 Pazar

'Geriye ya iç savaş ya da onun öldürülmesi kalıyor.' | Akademi Dergisi

akademi dergisi, mehmet fahri sertkaya, philippe moreau defarges, anadolu ajansı, recep tayyip erdoğan, iç savaş, cumhur başkanı, tercüman gazetesi, gerçek yüzü, mossad,

Fransız siyaset bilimci Philippe Moreau Defarges, bir Fransa kanalında, MOSSAD'a çalıştığı ispat edilen sahte diplomalı sözde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile ilgili konuşarak, "O zaman geriye ya iç savaş ya da bunu söylemek zor ama onun öldürülmesi kalıyor" dedi.

Fransız siyaset bilimci Philippe Moreau Defarges, ekonomi kanalı BFM Business'de katıldığı bir programda, eşek etinden sucuk yapıp satarken suç üstü yakalanıp Tercüman gazetesine fotoğrafı ile birlikte manşet haber olduğu iddia edilen ve hayatı skandallarla dolu olan sahte diplomalı sözde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan hakkında açıklamada bulundu.

Fransız haber ve ekonomi kanalı BFM Business tarafından yayınlanan "Dünyada 7 Gün" isimli programa konuk olan Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (IFRI) siyaset bilimi uzmanı Philippe Moreau Defarges, Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) üyeliğinin mümkün olmayacağını, üyelikle ilgili bir anlaşma imzalansa bile 27 üye ülkeden her birinin bunu onaylaması gerektiğini söyledi.

'GERİYE YA İÇ SAVAŞ YA DA...'

Anadolu Ajansı'nın aktardığı habere göre, Defarges, "Türkiye'deki halk oylaması hakkında da referandum sonuçlarına itiraz edilmesi için hukuki yolların kapandığını savunarak itirazların sonuçsuz kalacağını" ifade etti. "Türkiye'de bir tıkanıklığın olduğunu" söyleyen Defarges, "O zaman geriye ya iç savaş ya da bunu söylemek zor ama onun (Erdoğan) öldürülmesi kalıyor" dedi.

Sunucunun "Bir cinayeti meşru gösteremezsiniz" şeklindeki itirazına Defarges, "bu yöntemin ve tartışmalarının yüzyıllardan beri sürdüğünü, büyük dinlerde bile bu yönde tartışmaların yaşandığını" savundu.

Kaçak Saray'da 'Aman Reis'in kulağına gitmesin' paniği | Akademi Dergisi

kaçak saray, cumhur başkanı, saray, gerçek tayyip erdoğan, recep tayyip erdoğan, akademi dergisi, lüks,

Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda görevli bir kişinin test sürüşü için bir TIR dolusu aracı Saray'a getirttiği, daha sonra bu kişinin görevden alınıp başka bir kuruma gönderildiği ortaya çıktı.

Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda görevli bir kişinin test sürüşü için bir TIR dolusu aracı Saray’a getirttiği daha sonra bu kişinin görevden alınıp başka bir kuruma gönderildiği ortaya çıktı.

Cumhuriyet gazetesi yazarı Çiğdem Toker, bugünkü yazısının “Saray ’da deneme sürüşü” başlıklı bölümünde, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ndan bir kulis bilgisi aktardı.

'SARAY’IN KAPISINA BİR TIR YANAŞMIŞ'

“Bazı ‘kulis’ler öyle şaşırtıcıdır ki, üzerinden zaman geçmiş olsa da anlatmayı hak eder” diyen Çiğdem Toker şöyle devam etti:

“Hikâyemiz geçen yılın ortalarında geçiyor. Kahramanımız ise Cumhurbaşkanı ile yakın çalışan bir isme yardımcı hizmette görev yapıyor. Olayımız, kahramanımızın, her duyanın ağzını açık bırakan bir icraatı. Ve sonrasında Saray’dan uzaklaştırılış. Tabii icraat dediysek, kamu yararına bir işlem gibi düşünülmesin. Kahramanımız bir otomobil sahibi olmak istiyormuş ve bunun için de lüks bir markanın Ankara servisini arayıp bir deneme aracı istemiş. Kısa süre sonra Saray’ın kapısına bir TIR yanaşmış. Evet, içi kahramanımızın istediği otomobilin değişik birkaç modelinin bulunduğu paletli bir TIR.”

'BİR SARAYA ARABA İSTEMEK EKSİK KALMIŞTI'

Çiğdem Toker, güvenlik amirlerinin olaya el koyduğunu ifade ederek yaşananları şöyle aktardı:

“Deneme arabalarının kime gittiğini öğrenince aradıkları kahramanımız sadece bir araç istediğini söylediyse de o TIR Saray’a sokulmadan geri gönderilmiş.

Tabii işin en önemli kısmı da unutulmamış. Meselenin ‘Reis’in kulağına gitmemesi’ için muazzam bir dikkat gösterilmiş. Ve kahramanımızın aynı görevde kalması uygun görülmemiş. Bugün yıldızı sönmüş olsa da, zamanın gözde kurumlarından birine orta düzeyde yönetici olarak gönderilmiş.

Hiçbir şeye şaşırmadığımız bu devirde, bir tek bürokratın Saray’a test sürüşü için araba istemesi eksik kalmıştı. O da oldu nihayet.”

| Akademi Dergisi

19 Nisan 2017 Çarşamba

Hala mı organize bir suç, terör ve ihanet faaliyeti olduğunu göremiyorsunuz? | Mehmet Fahri Sertkaya

akademi dergisi, mehmet fahri sertkaya, doğu perinçek, recep tayyip erdoğan, FETÖ, kemalizm, ulusalcılar, vatana ihanet, cemaat, tarikat, suç, terör,


Ben de "Erdoğan'ı elimize düşürdük. Erdoğan Kemalizme teslim oldu. Birlikte bütün cemaat ve tarikatların kökünü kazıyacağız" diyen Doğu Perinçek olsaydım, bu şartlarda, bu yazdıklarından ve yaptıklarından başka bir şey yazmazdım, yapmazdım. Çok önceden bunun böyle olduğunu, Perinçekçi Ulusalcıların HAYIRcı olmadıklarını ama bunu tabanlarına anlatamayacakları için rol yaptıklarını yazmıştım. Ortada FETÖ bahanesi ile, baştan sonra hukuksuz şekilde bir Müslüman tasfiyesi olduğunu da yazmıştım. Planlar devam ediyor... Bu suç, terör ve ihanet örgütlenmesinin kanun tanımadığı, tanımayacağı da, yargıyı emir eri yaptıkları da açıkça görülüyor. 



Oysa, asıl paralel devlet operasyonları, bu şahsa ve devletin başındaki kişiyi eline düşürürken yardım ve yataklık yapan çevresindeki bütün herkese karşı yapılmalıdır. Derhal, bu çetenin ve bu çetenin eline düşürülmüş Erdoğan'ın yargılanması, hak ettiği cezaları alması ve devlet kadroları içindeki Müslümanların tasfiyesine dönüşmüş hukuksuz operasyonların durdurulması gerekmektedir.



Şu kısacık videoyu bir izleyin!







Doğu Perinçek'in aslında ne olduğu belli ve herkes biliyor. İşte bu da Erdoğan'ın vatana ihanetinin somut ispatı:


LÜTFEN, aşağıdaki bu yazıyı ve yazının altında verilen linklerdeki yazıları, BİMER'e ve Siber Suçlar'a şikayet edin ve üzerine şu kısa notu düşün:



➥ Sayın yetkili! Böyle bir yazı paylaşılmıştır. Bu durumda yazılanlar doğru ise, an itibari ile hukuki dokunulmazlığı da bulunmayan Recep Tayyip Erdoğan'ın tutuklu yargılanmasını, devletimizin ve milletimizin güvenliğinin tehlikeye düşmesine izin verilmemesini, şayet yazılanlar doğru değil ise yazarının tutuklu yargılanmasını ve bu ülkenin muz cumhuriyeti olmadığının kanun yolu ile ispat edilmesini talep ediyorum. Şikayetimin neticesinin tarafıma iletilmesini de rica ediyorum. 


***
İŞTE VATANA İHANETİN ONLARCA İSPATINDAN BİRİ DAHA...




YILLAR OLDU, YALANLAYAMADI. 

CIA ve MOSSAD'a çalıştığı onlarca somut delil ile ispat edilebilen Tayyip'in, bu defa, Wolfowitz'e gönderdiği mektubunu konu ediyoruz: 

ABD'nin Türkiye'yi de bölen Büyük Ortadoğu (Gerçekte Büyük İsrail) Projesi'nin görevlisi olduğunu her fırsatta söyleyen Tayyip Erdoğan'ın 4 Kasım 2002 tarihinde yani seçimlerden 1 gün sonra ABD Savunma Bakan Vekili Siyonist Paul Wolfowitz'e yazdığı ve özgür bir devletin özgür bir hukuk sisteminde KESİNLİKLE ihanet olarak değerlendirilecek mektubu aşağıdaki gibidir: 

Dr. Paul Wolfowitz
Savunma Bakan Vekili
Pentagon
Washington DC, 20301
Ford
4 Kasım 2002

Değerli Dr. Wolfowitz, 

Ülkelerimiz arasındaki tarihsel ortaklık ve dostluğun gelecekte de sürmesi ümidimi paylaşmak için, bu mesajımı ortak dostlar aracılığıyla doğrudan size ulaştırmak isterim.

Seçim sonuçlarını bizim genelkurmay saflarında biraz rahatsızlık yaratmış olabileceğinden, resmî konumunuz gereği, hiç kuşkusuz haberdarsınızdır. Bilmenizi isterim ki, onların Türkiye'nin müreffeh, seküler (dinden uzak) ve birinci dünya topluluğunun güvenilir bir üyesi olması ümitlerini partim ve ben de paylaşıyoruz. Ve geçmişte hiç olmadığı kadar birleşmiş olan ülkemizin çıkarları için en iyisi olacak şekilde birlikte çalışabileceğimiz kanaatindeyim.

Bu amaçla, Org. Özkök ile mümkün olduğu kadar kısa sürede mahrem, özel bir toplantı yapabilmeyi ümit ediyorum. Özel cep numaram şudur: 0533 7…

Bu yardım ve ülkeme geçmişte gösterdiğiniz dostluk için çok teşekkürler. 
Sizinle kişisel olarak görüşmeyi sabırsızlıkla bekliyorum. 

Samimiyetle sizin olan, 
Recep Tayyip Erdoğan
Genel Başkan

****
Henüz başbakan değildi ve başbakan İngiltere Kraliçesinden Dizbağı Nişanı almış Abdullah Gül'dü. Erdoğan için "Artık muhtar bile olamaz" ve "Siyasi hayatı sona erdi" manşetleri atıldığı günlerden, böyle günlere gelinmiş ama başbakan olmamıştı.

Tayyip Erdoğan, bu mektubunu 3 Kasım seçimlerinden bir gün sonra ABD Savunma Bakan Vekili Paul Wolfowistz'e yazdı. 

Mektubu özel kurye ile gönderen Erdoğan, özel cep telefonu numarasını da bu mektuba yazmış. Erdoğan mektupta, Genelkurmay'ı, 3 Kasım 2002 seçim sonuçlarından rahatsız olduğu gerekçesiyle, ABD Savunma Bakan Vekiline şikâyet etti. Genel Kurmay Başkanı Org. Hüseyin Hilmi Özkök, 1 Mart 2003'te tamamen ABD ve İsrail menfaatleri gözetilerek meclisten geçirilmek istenen "sınır dışı operasyon" yani savaş tezkeresinin geçmesine mani olan isimlerin başında geliyordu. 

'Karanlık adam' lakaplı, 'CIA casusu' denilen Cüneyt Zapsu daha sonra medyaya da yansıyan "Tezkereyi askerler geçirtmedi. O elinden geleni yaptı. Onu logara-deliğe süpürmeyin, ondan faydalanın" sözleri ile süre kazandı. Gizli Yahudi kökenden geldiği halde İslamcı bir görüntü veren Zapsu, Tayyip'i elinden tutarak, siyasi yasaklı iken onu alıp batı ülkelerinin liderleri ve hatta Evanjelik Bush ile bile görüştüren, Beyaz Saray tarihinde, resmi bir vasfı/konumu olmadığı halde başkanın görüştüğü tek kişinin Tayyip olmasını sağlayan kişiydi. Şimdi Sabetayist Şahenkler ile ciddi ticari ilişkiler içinde olan Zapsu, en son, Telsim'in peşkeş çekilmesinde etkin rol oynadığı telefon ve faks kayıtları ile meydana serilince tepkilere daha fazla dayanamayıp geri çekildi. 

Erdoğan, Zapsu ve benzeri şaibeli kişilerin telkinleri ve yönlendirmeleri ile Wolfowitz'ten Türkiye Cumhuriyeti Genelkurmay Başkanı ile kendisi arasında ara buluculuk yapmasını istedi. Erdoğan'ın mektubundaki "Bu yardım ve ülkeme geçmişte gösterdiğiniz dostluk için çok teşekkürler. Sizinle kişisel olarak görüşmeyi sabırsızlıkla bekliyorum. Samimiyetle sizin olan," sözleri de bir "amir-memur" ilişkisini yansıtıyordu.

Tayyip Erdoğan, mektubu bu güne kadar YALANLAYAMADI.

Yine Tayyip Erdoğan, 2003 yılında ABD'nin önde gelen gazetelerinden birine bir köşe yazısını gönderdi ve bu yazısında "Kahraman kadın ve erkek Amerikan askerlerinin, mümkün olan en kısa sürede, sağ salim evlerine dönebilmeleri için duacıyız" cümlesini kurdu. Sonrasında yükselen tenkitlere, tepkilere ise sessiz kaldı. Hala bu köşe yazısını ve bu sözlerini de yalanlayamadı. 

AKP'nin tamamen MOSSAD-CIA üzerinden Siyonist örgütlenmelerin kontrolünde kurulmuş bir proje partisi olduğunu, Abdurrahman Dilipak'ın da bir dost meclisinde dillendirdiği, uzun yıllar sonra meydana çıktı ve birkaç yıl evvel medyada geniş yankı buldu. 

Yine tezkere geçmeyip ABD zor durumda kalınca Türkleri ve Türkiye'yi Deccal olarak gören ve Armagedon'da Türklerle savaşacaklarına inanan Evanjelik akımın mensubu olan başkan Bush, Türk gazetecilere dönerek "Biz sözümüzü tuttuk. Söyleyin başbakanınıza, o da sözünü tutsun" diyerek tepki gösterdi. 

Siyonistlerin 40 yıldan fazla bir süredir, bütün ortadoğuyu ele geçirmek ve Armagedonu yaşamak istedikleri, İkinci İsrail olarak bilinen ABD'yi bu maksatla kullandıkları, mürekkep yalamış herkesin çok iyi bildiği gerçekler. Adnan Kahveci'den Özal'a, Eşref Bitlis'ten Gaffar Okkan'a ve Muhsin Yazıcıoğlu'na kadar her kim ki bu projelere mani olmak istedi, hepsi ortadan kaldırıldı. Yüzlerce isimsiz kahraman bu planlara mani olmak için her bedeli ödedi.


Ayrıca bkz: 

➥ Erdoğan ve ailesinin, IŞİD terör örgütü ile bağlantılarının somut delilleri: https://goo.gl/zZ8Lfh

➥ 'Erdoğan'ı deliğe süpürmeyin. Onu kullanın':https://goo.gl/VNTlfO

➥  İhaneti görenler anlatıyor, Erdoğan MOSSAD'a çalışıyor: https://goo.gl/MXDEjN

➥  17 Aralık dinlemeleri, kanunsuz dinlemeler de değil, suç da değil: https://goo.gl/TDBO2w

➥ En tepede "O" var. Yolsuzluk ve rüşvet zincirinde bütün yollar Başbakana çıkıyor:https://goo.gl/z9agve

➥ Erdoğan'ın danışmanı, aslında 'gölge CIA':https://goo.gl/oMt1Df

➥ Erdoğan'ın özel danışmanı Cüneyt Zapsu etrafında, Türkiye'de aslında neler dönüyor:https://goo.gl/KuCo5J

➥ Devlet Bahçeli bir gizli Ermenidir. Bizden gözüken bir ihanet çetesinin üyesidir:www.GercekDevletBahceli.blogspot.com

Bunlar gibi hiç abartsızı yüzlerce blog, binlerce yayın/paylaşım mevcuttur. 'Akademi Dergisi' ve 'Mehmet Fahri Sertkaya' kelimeleri ile birlikte aratırsanız, kolayca bulabilirsiniz. 

18 Nisan 2017 Salı

Türkiye'nin Milli Güvenlik Kurulu'nda ve diğer kritik öneme sahip kurumlarında, hiç gerçek Türk ve Müslüman var mı? | Mehmet Fahri Sertkaya

akademi dergisi, mehmet fahri sertkaya, akp'nin gerçek yüzü, ibrahim kalın, aladağ yurt yangını, cia, numan kurtulmuş, gizli yahudiler, sabetaycılar, mevlüt çavuşoğlu,

Trump'ın güvenlik kurulu, halkı ve ordusu ile yüzde 80 küsur oranında Sünni Müslüman olan ve BOP yani Büyük İsrail Devleti projesine karşı yıllardır kahramanca direnen Suriye'nin bombalanmasını görüşüyor.


Manzara sizi şaşırtmasın, çünkü an itibari ile Türkiye'nin güvenlik kurulunda da aynı manzara hakim. Türkiye'nin başında nerede ise hiç Türk ve Müslüman yok

Gördünüz, duydunuz, bu bombalamadan sonra, Sabetaycı gizli Yahudi Numan Kurtulmuş'un en sivri Siyonistlerden bile daha Siyonistçe çıkışlarını ve maalesef ülkemiz adına bir yetkili sıfatı ile konuştuklarını... 

Başka ülkelerden bile "yuh" çektiler ve bu hareketine "sazan gibi atlamak" ve "Demek ki bu fırsatı kolluyormuş' yorumunu yaptılar ve bu adam hala görev başında... Ve hala sözde Türk ve özde gizli Yahudi ve gizli Ermeni basının rahatsızlığı yok. Hiçbir şey olmamış gibi haberler yapıyor. Aksin bunları nasıl kollayacaklarının telaşındalar. 

Dahası, 'Türk ordusu Kürdistan dağlarında işgalci konumundadır" şeklinde cümlelerin bulunduğu bir paçavrayı imzalayan Kürt kökenli olup, Kürt Yahudisi olduğu da iddia edilen Mevlüt Çavuşoğlu da, Hamas'ın ezilip, Siyonist, zalim ve katliamcı İsrail'in korunması maksadı ile, tam bir Siyonistçe davranış sergiledi. Bu uğurda dünyaya Hamas adına kasten, Türkiye'nin ve Müslümanların hiçbir menfaati olmadığı halde "yalan" açıklamalar yaptı ama neyse ki Hamas dik durup, maalesef hala hiçbir şey olmamış gibi o bakanlık koltuğunu işgal eden ve derhal vatana ihanet kapsamında yargılanması gereken Çavuşoğlu'na ezilmedi, rest çekti, gerçekleri ve yalanları dillendirdi. 

Hala 'Gölge CIA' denilen, CIA raportörü olan, İbrahim Kalın, eşek etinden sucuk satarken suç üstü olup da Tercüman gazetesine manşet haber olduğu iddia edilen sözde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın baş danışmanı olarak olduğu yerde duruyor. 80 milyonun önünde, çalınmış bir referanduma dair, kendisinin de inanmadığı iddiaları, 80 milyon inansın diye konuşuyor, yazıyor. Bunları bu kadro, kim için, ne için yapıyor?

Başta Erdoğan olmak üzere, AKPKK'nin üst kadrosunun, vatana ihanetlere kadar varan suçlarının hepsinin somut ispatları elde mevcut. 'Bulamadık' diyenler varsa, bizde hali hazırda mevcut hepsi... Böyle bir durumda bazı sözde hakimler, savcılar hala bunlara müdahale etmek yerine, Akademi'nin web sitelerine müdahale etmeyi uygun görebiliyor.

Alayına rest çekiyoruz. Bu hukuksuzları ve hukuksuzlukları tanımıyoruz. Biz devletimizin otoritesine, yargının otoritesine saygılıyız. Bu suç batağındaki kadronun keyfine ve gerçekleri gizlemek için yargıyı kontrol altına almalarına saygı duymuyoruz ve sessiz de kalmıyoruz. 

Biz suç işlemiyoruz. Vatan müdafaa ediyoruz. Biz ne iddia ediyorsak, ispat da edebiliyoruz. Geçen sefer yazmıştık "Bir terbiyesizlik ve hukuksuzluk ve keyfilik daha yaparsanız, bunu yanınıza bırakmaz, hukuki sınırlar dahilinde hesabını en sert şekilde sorarız" diye... Şimdi ellerinden geleni artlarına koymasınlar. 

Biz bu kadar suça, bu kadar ispata rağmen ve devlet ve millet toptan ateşe atılıyorken, susmayız. On milyonlarca kişiyiz ve hesap sormaya devam edeceğiz. Bu vesile ile, söz verdiğimiz gibi Aladağ yangınından sonra sergilenen insanlık dışı pusuların, adiliklerin, planların intikamını da işte böyle hukuki sınırlar dahilinde alıyoruz. Basın ve medya personelini de ikaz etmiştik. Onları da son kez ikaz ediyoruz. Hepsini isim isim, cisim cisim biliyoruz. Kimin neye hizmet ettiğini, kimin ne haltlar çevirdiğini biliyoruz. 

Bu kadar suçlarını ispat ettiğimiz ve "Arkamızda Reis var. AK parti var" diye diye her haltı eden pislikler sürüsüne dokunmayıp, AKPKK suç, terör ve ihanet örgütünün emrine gönül rızası ya da tehdit ve şantajla giren savcı ve hakimleri de uyarıyoruz: 

Yanlış yapıyorsunuz. Yol yakınken dönün çünkü çok yakında bu kadro yargılanırken, arada siz de mutlaka yargılanırsınız.

Tayyip'in büyük müttefiki Katar'da, zamanlaması manidar iç karışıklıklar | Mehmet Fahri Sertkaya

akademi dergisi, Mehmet Fahri Sertkaya, katar, darbe, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), hamad bin halife, saray darbesi, siyonistler, cia, mossad, akp'nin gerçek yüzü, suudi arabistan, Recep Tayyip Erdoğan,

ENTERESAN

AKPKK ile Katar ve Suudi Arabistan'ın, Türkiye'yi parçalara bölmek için gizlice görüşmeler yapıp anlaşma sağladıklarına, bunun için çok büyük paralar ayırdıklarına dair istihbarat raporları olduğunun konuşulduğu şu günlerde, hem AKPKK referandumda hezimete uğradı hem de Siyonizmin emir eri olan Katar'da iç karışıklılar çıkıyor ve saray darbesi bekleniyor. 

Siyonistler, CIA ve MOSSAD için işler hiç iyi gitmiyor

BOP yani gerçek adı ile Büyük İsrail Devleti projesinin eş başkanı yapılan ve buralara kadar CIA ve MOSSAD tarafından getirildiği yüzlerce somut delil ile ispat edilebilen, sahte diplomalı sözde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, bölgedeki müttefiki ve yine büyük bir BOP hizmetkarı olan Katar'da "darbe" ihtimali gündemde...

Al Masdar'ın Al-Youm Al-Sabaa'dan aktardığına göre, Katar'ın yönetici ailesi içerisinde büyük bir çatlak var.

İddiaya göre, yine bir "saray darbesi" ile devrilen eski Katar Emiri Hamad bin Halife, oğlu Abdullah bin Hamad el-Thani ile birlikte, diğer oğlu ve Katar'ın şu andaki emiri Tamim bin Hamad'a karşı darbe planlıyor.

Tamim'in, babasının ve kardeşinin kendisine karşı orduyu da içine alan bir darbe girişimde olduğundan şüphelendiği kaydediliyor. Darbe sonucunda, Hamad'ın diğer oğlu Abdullah'ı Katar Emiri ilân etmeyi istediği söyleniyor. Katar'ın yönetici ailesinin üç kampa bölündüğü, Hamad'ın özellikle başkent Doha'da etkili olduğu belirtiliyor.

Hamad'ın Batılı hükümetlere lobi yaparak, Tamim'den desteklerini kesmelerini ve Abdullah'ı desteklemelerini istediği de iddialar arasında. İddiaya göre Hamad Batılı yöneticilere, oğlu Tamim'in teröre desteği ve başka Arap ülkelerinin içişlerine nasıl karıştığına ilişkin belgeler verdi. Yine Hamad, oğlu Tamim'in sağlığı ve mental koşullarının kötü olduğu yönünde de bir rapor verdi.

Yine Hamad'ın, Batı'daki bazı gazetelere para karşılığında oğlu Tamim'in "teröre verdiği destek" hakkında belgeler verdiği de gelen bilgiler arasında. İddiaya göre Tamim, geçen ay, Londra'da bulunan babasının Doha'ya dönüşüne izin vermedi. Bu, aile içerisinde çatlağın kesin belirtisi sayılıyor.

Hamad bin Halife de, 2013 yılında bir "saray darbesi" ile devrilmiş ve yerine oğlu Tamim gelmişti.

İşte Erdoğan'ın vatana ihanetinin somut ispatı | Mehmet Fahri Sertkaya

akademi dergisi, mehmet fahri sertkaya, recep tayyip erdoğan, vatana ihanet, cia, mossad, abdullah gül, cüneyt zapsu, muhsin yazıcıoğlu, ışid,

LÜTFEN, aşağıdaki bu yazıyı ve yazının altında verilen linklerdeki yazıları, BİMER'e ve Siber Suçlar'a şikayet edin ve üzerine şu kısa notu düşün:



➥ Sayın yetkili! Böyle bir yazı paylaşılmıştır. Bu durumda yazılanlar doğru ise, an itibari ile hukuki dokunulmazlığı da bulunmayan Recep Tayyip Erdoğan'ın tutuklu yargılanmasını, devletimizin ve milletimizin güvenliğinin tehlikeye düşmesine izin verilmemesini, şayet yazılanlar doğru değil ise yazarının tutuklu yargılanmasını ve bu ülkenin muz cumhuriyeti olmadığının kanun yolu ile ispat edilmesini talep ediyorum. Şikayetimin neticesinin tarafıma iletilmesini de rica ediyorum. 



***
İŞTE VATANA İHANETİN ONLARCA İSPATINDAN BİRİ DAHA...


YILLAR OLDU, YALANLAYAMADI. 

CIA ve MOSSAD'a çalıştığı onlarca somut delil ile ispat edilebilen Tayyip'in, bu defa, Wolfowitz'e gönderdiği mektubunu konu ediyoruz: 

ABD'nin Türkiye'yi de bölen Büyük Ortadoğu (Gerçekte Büyük İsrail) Projesi'nin görevlisi olduğunu her fırsatta söyleyen Tayyip Erdoğan'ın 4 Kasım 2002 tarihinde yani seçimlerden 1 gün sonra ABD Savunma Bakan Vekili Siyonist Paul Wolfowitz'e yazdığı ve özgür bir devletin özgür bir hukuk sisteminde KESİNLİKLE ihanet olarak değerlendirilecek mektubu aşağıdaki gibidir: 

Dr. Paul Wolfowitz
Savunma Bakan Vekili
Pentagon
Washington DC, 20301
Ford
4 Kasım 2002

Değerli Dr. Wolfowitz, 

Ülkelerimiz arasındaki tarihsel ortaklık ve dostluğun gelecekte de sürmesi ümidimi paylaşmak için, bu mesajımı ortak dostlar aracılığıyla doğrudan size ulaştırmak isterim.

Seçim sonuçlarını bizim genelkurmay saflarında biraz rahatsızlık yaratmış olabileceğinden, resmî konumunuz gereği, hiç kuşkusuz haberdarsınızdır. Bilmenizi isterim ki, onların Türkiye'nin müreffeh, seküler (dinden uzak) ve birinci dünya topluluğunun güvenilir bir üyesi olması ümitlerini partim ve ben de paylaşıyoruz. Ve geçmişte hiç olmadığı kadar birleşmiş olan ülkemizin çıkarları için en iyisi olacak şekilde birlikte çalışabileceğimiz kanaatindeyim.

Bu amaçla, Org. Özkök ile mümkün olduğu kadar kısa sürede mahrem, özel bir toplantı yapabilmeyi ümit ediyorum. Özel cep numaram şudur: 0533 7…

Bu yardım ve ülkeme geçmişte gösterdiğiniz dostluk için çok teşekkürler. 
Sizinle kişisel olarak görüşmeyi sabırsızlıkla bekliyorum. 

Samimiyetle sizin olan, 
Recep Tayyip Erdoğan
Genel Başkan

****
Henüz başbakan değildi ve başbakan İngiltere Kraliçesinden Dizbağı Nişanı almış Abdullah Gül'dü. Erdoğan için "Artık muhtar bile olamaz" ve "Siyasi hayatı sona erdi" manşetleri atıldığı günlerden, böyle günlere gelinmiş ama başbakan olmamıştı.

Tayyip Erdoğan, bu mektubunu 3 Kasım seçimlerinden bir gün sonra ABD Savunma Bakan Vekili Paul Wolfowistz'e yazdı. 

Mektubu özel kurye ile gönderen Erdoğan, özel cep telefonu numarasını da bu mektuba yazmış. Erdoğan mektupta, Genelkurmay'ı, 3 Kasım 2002 seçim sonuçlarından rahatsız olduğu gerekçesiyle, ABD Savunma Bakan Vekiline şikâyet etti. Genel Kurmay Başkanı Org. Hüseyin Hilmi Özkök, 1 Mart 2003'te tamamen ABD ve İsrail menfaatleri gözetilerek meclisten geçirilmek istenen "sınır dışı operasyon" yani savaş tezkeresinin geçmesine mani olan isimlerin başında geliyordu. 

'Karanlık adam' lakaplı, 'CIA casusu' denilen Cüneyt Zapsu daha sonra medyaya da yansıyan "Tezkereyi askerler geçirtmedi. O elinden geleni yaptı. Onu logara-deliğe süpürmeyin, ondan faydalanın" sözleri ile süre kazandı. Gizli Yahudi kökenden geldiği halde İslamcı bir görüntü veren Zapsu, Tayyip'i elinden tutarak, siyasi yasaklı iken onu alıp batı ülkelerinin liderleri ve hatta Evanjelik Bush ile bile görüştüren, Beyaz Saray tarihinde, resmi bir vasfı/konumu olmadığı halde başkanın görüştüğü tek kişinin Tayyip olmasını sağlayan kişiydi. Şimdi Sabetayist Şahenkler ile ciddi ticari ilişkiler içinde olan Zapsu, en son, Telsim'in peşkeş çekilmesinde etkin rol oynadığı telefon ve faks kayıtları ile meydana serilince tepkilere daha fazla dayanamayıp geri çekildi. 

Erdoğan, Zapsu ve benzeri şaibeli kişilerin telkinleri ve yönlendirmeleri ile Wolfowitz'ten Türkiye Cumhuriyeti Genelkurmay Başkanı ile kendisi arasında ara buluculuk yapmasını istedi. Erdoğan'ın mektubundaki "Bu yardım ve ülkeme geçmişte gösterdiğiniz dostluk için çok teşekkürler. Sizinle kişisel olarak görüşmeyi sabırsızlıkla bekliyorum. Samimiyetle sizin olan," sözleri de bir "amir-memur" ilişkisini yansıtıyordu.

Tayyip Erdoğan, mektubu bu güne kadar YALANLAYAMADI.

Yine Tayyip Erdoğan, 2003 yılında ABD'nin önde gelen gazetelerinden birine bir köşe yazısını gönderdi ve bu yazısında "Kahraman kadın ve erkek Amerikan askerlerinin, mümkün olan en kısa sürede, sağ salim evlerine dönebilmeleri için duacıyız" cümlesini kurdu. Sonrasında yükselen tenkitlere, tepkilere ise sessiz kaldı. Hala bu köşe yazısını ve bu sözlerini de yalanlayamadı. 

AKP'nin tamamen MOSSAD-CIA üzerinden Siyonist örgütlenmelerin kontrolünde kurulmuş bir proje partisi olduğunu, Abdurrahman Dilipak'ın da bir dost meclisinde dillendirdiği, uzun yıllar sonra meydana çıktı ve birkaç yıl evvel medyada geniş yankı buldu. 

Yine tezkere geçmeyip ABD zor durumda kalınca Türkleri ve Türkiye'yi Deccal olarak gören ve Armagedon'da Türklerle savaşacaklarına inanan Evanjelik akımın mensubu olan başkan Bush, Türk gazetecilere dönerek "Biz sözümüzü tuttuk. Söyleyin başbakanınıza, o da sözünü tutsun" diyerek tepki gösterdi. 

Siyonistlerin 40 yıldan fazla bir süredir, bütün ortadoğuyu ele geçirmek ve Armagedonu yaşamak istedikleri, İkinci İsrail olarak bilinen ABD'yi bu maksatla kullandıkları, mürekkep yalamış herkesin çok iyi bildiği gerçekler. Adnan Kahveci'den Özal'a, Eşref Bitlis'ten Gaffar Okkan'a ve Muhsin Yazıcıoğlu'na kadar her kim ki bu projelere mani olmak istedi, hepsi ortadan kaldırıldı. Yüzlerce isimsiz kahraman bu planlara mani olmak için her bedeli ödedi.


Ayrıca bkz: 

➥ Erdoğan ve ailesinin, IŞİD terör örgütü ile bağlantılarının somut delilleri: https://goo.gl/zZ8Lfh

➥ 'Erdoğan'ı deliğe süpürmeyin. Onu kullanın':https://goo.gl/VNTlfO

➥  İhaneti görenler anlatıyor, Erdoğan MOSSAD'a çalışıyor: https://goo.gl/MXDEjN

➥  17 Aralık dinlemeleri, kanunsuz dinlemeler de değil, suç da değil: https://goo.gl/TDBO2w

➥ En tepede "O" var. Yolsuzluk ve rüşvet zincirinde bütün yollar Başbakana çıkıyor:https://goo.gl/z9agve

➥ Erdoğan'ın danışmanı, aslında 'gölge CIA':https://goo.gl/oMt1Df

➥ Erdoğan'ın özel danışmanı Cüneyt Zapsu etrafında, Türkiye'de aslında neler dönüyor:https://goo.gl/KuCo5J

➥ Devlet Bahçeli bir gizli Ermenidir. Bizden gözüken bir ihanet çetesinin üyesidir:www.GercekDevletBahceli.blogspot.com

Bunlar gibi hiç abartsızı yüzlerce blog, binlerce yayın/paylaşım mevcuttur. 'Akademi Dergisi' ve 'Mehmet Fahri Sertkaya' kelimeleri ile birlikte aratırsanız, kolayca bulabilirsiniz. 

An itibari ile Türkiye'nin başında nerede ise hiç Türk ve Müslüman YOK! | Mehmet Fahri Sertkaya

sabahattin zaim, nevzat yalçıntaş, abdullah gül, sabetaycılar, gizli yahudiler, masonlar, akp'nin gerçek yüzü, ito, adnan oktar, numan kurtulmuş, gizli ermeniler, akademi dergisi, mehmet fahri sertkaya,

AKPKK'nin asıl kurucularından, gizli Ermeni ve Hristiyan olduğu da iddia edilen ve batılı Siyonist, Hristiyan siyasetçilerle olağan dışı bağlantıları da olan Abdullah Gül'ün...

Müteveffa hocası Nevzat Yalçıntaş, Sabetaycı gizli Yahudi idi.

Etrafı çoğunlukla Sabetaycı Yahudilerden oluşan, kendisi de gizli Yahudi olduğu halde uzun süre inkar eden ama ısrarlı mücadelemizden sonra bütün inkarlarını, sözlerini, açıklamalarını ve açtığı davaları yutup, gizli Yahudi olduğunu itirafa mecbur kalan Adnan Oktar'ı, gece yarısı sürpriz şekilde İsrail'den ziyarete gelen ve sabaha doğru geri dönen hahamlar ve İsrailli bakanlar, bir de Nevzat Yalçıntaş'ı ziyaret ederlerdi.

Nevzat'ın oğlu, İTO eski başkanı ve bir rüşvet skandalı ile ismi yıllarca anılan Murat ile, Sabetaycı Numan Kurtulmuş'un çok sıkı fıkı olması da tesadüf değildir.

Dün AKPKK'ye "karun" ve "firavun" göndermesi yapan Numan Kurtulmuş'un, bu gün AKPKK'den bakan olması da, en sivri Siyonistlerden daha Siyonistçe kararlar alması, açıklamalar yapması ve devletimizi ve milletimizi pervasızca ateşe atmaya kalkması da tesadüf değildir. Youtube videolarında bile kendisinden "Tükürdüğünü yalayan adam" olarak bahsedilen Numan Kurtulmuş'u, işlediği onca vahim suça rağmen hala itibarlı gösterenlerin bu gayreti, gazetecilik değildir. Her şey organize bir şebekenin, organize bir faaliyetidir.

Türk basın ve medyasında gizli Yahudiler, gizli Ermeniler ve Masonlar hakimdir. AKPKK geldikten sonra bunların bu gizli teşkilatların HİÇBİR SIKINTI çekmemiştir. Çünkü AKPKK de onların projesidir.

An itibari ile Türkiye'nin başında nerede ise hiç Türk ve Müslüman YOKTUR.

Abdullah Gül'ün bir diğer hocası Sabahattin Zaim'i ve çevresinin de gizli Yahudiler olduklarını daha önceki paylaşımlarda izah etmiştik. Aratıp bulabilirsiniz.

15 Nisan 2017 Cumartesi

Erdoğan ve Hükumet üyeleri hakkında vatana ihanetten suç duyurusu | Akademi Dergisi

akademi dergisi, akp'nin gerçek yüzü, akp'nin ihanetleri, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), gerçek yüzü, mehmet fahri sertkaya, recep tayyip erdoğan, tbmm, vatana ihanet, yargı,

MSB ESKİ GENEL SEKRETERİ ÜMİT YALIM MECLİS'E DİLEKÇE VERDİ

EGE'de Yunan işgaline gözyuman AKPKK Hükümet üyeleri ve sahte dilomalı gayri resmi Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında VATANA İHANET SUÇUNDAN soruşturma açılmasını talep etti. 

İŞTE O DİLEKÇE:

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA
ANKARA 

1. GENEL DURUM:

➥ "Misâk-ı Milli ve Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde bulunan 18 Türk Adası ve 1 Türk Kayalığı 2004 yılından beri Yunan işgali altındadır. İzmir, Aydın ve Muğla il sınırları içinde bulunan vatan topraklarında, 13 yıldır Yunan bayrağı dalgalanıyor ve Yunan askerleri elini kolunu sallayarak dolaşıyor. Adalarımıza Yunan askerleri ile birlikte silah ve mühimmat yığınağı yapılmış, uçaksavar ve top gibi ağır silahlar yerleştirilerek top namluları Türkiye’ye yönlendirilmiştir. Türk adaları Yunan ordusunun ileri karakolu haline dönüştürülmüş ve Türkiye Cumhuriyeti, Erdoğan ve AKP Hükümetleri eliyle Ege Denizi’nde soyutlanarak Anadolu’ya hapsedilmiştir. 

"EGEMENLİK YUNAN'LA PAYLAŞILIYOR"

Devletin birliği ve tekliği ortadan kalkmış, otorite Yunanistan ile paylaşılarak, Türkiye’nin batısında ikili devlet düzenine geçilmiştir. İzmir, Aydın ve Muğla illerimiz birisi Türk diğeri Yunan olmak üzere ikişer vali ve ikişer belediye başkanı tarafından yönetiliyor. Türkiye Cumhuriyeti, Erdoğan ve AKP Hükümetleri döneminde, tarihinin ilk ve en büyük toprak kaybını yaşamış, Anayasanın 3.Maddesi fiilen değiştirilmiş ve Türkiye batıdan bölünmüştür. Bazı milletvekillerinin, “ilk 4 maddenin değiştirilmesine asla müsaade etmeyiz” söylemleri içi boş söylemlerdir. Türkiye zaten bölünmüş ve toprak bütünlüğü kalmamıştır. 

"TÜRK TOPRAĞINA PASAPORTLA GİRİLİYOR"

Binali Yıldırım bile 2015 yılında, kendi seçim bölgesindeki İzmir Koyun Adası’na, yani Türk toprağına, Türk bayrağını saklayarak ve teknesine Yunan bayrağı çekerek pasaportla girebilmiştir. Binali Yıldırım’ın, Yunan bayrağı ve pasaportla girdiği İzmir Koyun Adasına, Yunan Savunma Bakanı ve Komuta kademesi, elini kolunu sallayarak, pasaportsuz giriyor.

"PATRİKHANE DEVREDE"

İşgal edilen adalarımıza, Tayyip Erdoğan ve AKP Hükümetlerinin himayesinde çok sayıda kilise inşa edilmiş. Kilisenin papazlarını İstanbul Fener Rum Patrikhanesi atıyor. Vatan toprakları çan sesleri ile inim inim inliyor. Adalarda bir tek cami bile yok, ezan sesi hiç yok! 

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu meclisi TBMM, İstiklâl Savaşını yönetmiş ve Anadolu’yu işgal eden Yunan ordusunu İzmir’de denize dökmüştür. Hâlihazırdaki TBMM ise Anadolu Yarımadası’nın doğal uzantısı olan Ege ve Akdeniz’deki adalarımızın işgaline seyirci kalmış, işgal ile ilgili olarak bir kez bile genel görüşme yapmamıştır. 

"YUNAN İŞGALİNE GÖZYUMDULAR"




Konu ile ilgili olarak CHP ve MHP Milletvekilleri tarafından AKP Hükümetine çok sayıda yazılı soru önergesi verilmiştir. Dışişleri ve Savunma Bakanlarının verdiği cevaplarda, hayal ürünü ve baştan savma açıklamalar yapılmakla birlikte işgal kabul etmiştir. 

TBMM Genel Kurulu’nun 26 Mart 2015 tarihli toplantısında, dönemin Savunma Bakanı İsmet Yılmaz tarafından, anılan adaların Lozan ve Paris Antlaşmalarına göre hukuken Türkiye’ye ait olduğu belirtilmiş ve adaların fiili olarak Yunan işgali altında olduğu da itiraf edilmiştir. Bu itiraf, TBMM tutanaklarına geçirilmiş ve basında haber olarak yer almıştır.

TBMM’nin, Irak ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumak için Türk Silahlı Kuvvetleri’ni sınır ötesine gönderip savaşa sokarken, Türkiye’nin toprak bütünlüğünü korumak ve Yunan askerini topraklarımızdan atmak için hiçbir girişimde bulunmaması asla kabul edilemez.

2. İŞGAL VE İHANETİN ORTAYA ÇIKMASI:

➥ "Kamuoyundan büyük bir ustalıkla saklanan işgal, bir Yunan askeri helikopterinin 31 Aralık 2008’de Türk hava sahasını ihlal etmesi ve Aydın Bulamaç Adası’na iniş yapması üzerine ortaya çıkmıştır. Gen

elkurmay Başkanlığı’nda, 2009 yılının başında yapılan toplantıda bir diplomat tarafından, adaların AKP hükümetinin bilgisi dahilinde işgal edildiği itiraf edilmiştir. 

Anılan diplomatın kimliği, 06 Ekim 2016’da, Sn. Ümit Özdağ ile TBMM’de, ortaklaşa yaptığımız basın toplantısında tarafımdan açıklanmıştır. Bu açıklama TRT ve Anadolu Ajansı muhabirleri tarafından kamera ile kayıt altına alınmıştır. 

"TÜRK TOPRAĞINI TERK ETMEK VATANA İHANETTİR"




Erdoğan ve AKP Hükümetleri tarafından işgalin önlenmesi için TSK’ya Hükümet direktifi verilmemiş ayrıca adaların boşaltılması için Yunanistan’a da bir tek nota verilmemiştir. Verilen somut örneklerden anlaşılacağı üzere 18 Türk Adası ve 1 Türk Kayalığı, yani Türk Milletinin namusu vatan toprakları, Erdoğan ve AKP Hükümetleri tarafından alenen Yunan askerine teslim edilmiştir.

Adalarımızda Yunan bayrağı dalgalanmasından ve Yunan askerlerinin dolaşmasından, muhalif basın ile birlikte Erdoğan’a destek veren Akit ve TRT gibi basın yayın kuruluşları da rahatsız olmuş ve konuyu manşetlere taşımıştır.

3. ERDOĞAN KENDİ DÖNEMİNDE VERİLEN ADALARI LOZAN’A YÜKLEMEYE ÇALIŞIYOR:

➥ "Erdoğan’ın, “1920’de Sevr’i gösterdiler, 1923’de bizi Lozan’a ikna ettiler. Birileri bize Lozan’ı zafer diye yutturmaya çalıştı. Bağırsan sesimizin duyulacağı adaları verdik. Burnumuzun dibindeki adaları verdik” gibi söylemleri gerçeklerle bağdaşmıyor.

Erdoğan bu ve benzeri söylemlerle kendi döneminde verilen 18 Ada ve 1 Kayalığın sorumluluğunu Lozan’a yüklemeye çalışıyor. Ayrıca bazı marjinal gruplar tarafından 18 Türk Adası ve 1 Türk Kayalığının Lozan’da verildiği iddia edilerek kara propaganda yapılıyor ve kamuoyu yanıltılmaya çalışıyor. 

Ancak Erdoğan ve marjinal gruplar akıntıya karşı kürek çekiyor. Çünkü 1923 Lozan Antlaşması ile ada verilmedi.

Osmanlı Devleti, 17 - 30 Mayıs 1913 tarihli Londra Antlaşması, 1 - 14 Kasım 1913 tarihli Atina Antlaşması ve 13 Şubat 1914 tarihinde Yunan Hükümetine tebliğ edilen karar ile Taşoz- Ahikerya adaları arasında bulunan toplan 9 adanın egemenliğini Yunanistan’a devretti. Lozan Antlaşması’nın 12. Maddesi ile daha önce yapılan egemenlik devri teyit edildi.

İtalya ile Osmanlı Devleti arasında imzalanan Uşi Antlaşması’nda Onikiada’nın Osmanlı İmparatorluğu’na geri verilmesi öngörülmüş olmasına rağmen Balkan Savaşı’nın çıkması üzerine bu devir gerçekleşmedi. Yunanistan’ın Balkan Savaşı sırasında Kuzey Ege bölgesindeki adaları işgal etmesi ve Osmanlı Devleti’nin elinde adaları savunacak yeterli deniz gücünün bulunmaması nedeniyle Oniki Ada üzerindeki İtalyan işgali devam etti.

Osmanlı Devleti’nin Almanya ile birlikte Birinci Dünya Savaşı’na girmesinden bir yıl sonra İngiltere, Fransa, Rusya ve İtalya arasında 26 Nisan 1915’de Londra Antlaşması imzalandı. Antlaşmanın 8. Maddesi ile İtalya’nın işgali altında bulunan Onikiada’nın egemenlik hakkı İtalya’ya verildi.

"ADALAR LOZAN'DA TERK EDİLMEDİ"

İtalya, 21 Ağustos 1915’de Osmanlı İmparatorluğu’na savaş açtı. 22 Ağustos’ta da Uşi Antlaşmasını feshettiğini ve Onikiada’yı ilhak ettiğini ilan etti. Birçok cephede savaşan Osmanlı Devleti, Oniki Ada’nın ilhakını engelleyemedi. Türkiye, Lozan Antlaşması’nın 15. Maddesi ile İtalya’nın işgali altında olan Onikiada üzerindeki haklarından İtalya yararına vazgeçti. Verilen somut örnek ve belgelerden anlaşılacağı üzere 1923 Lozan Antlaşması ile ada verilmedi, daha önce Osmanlı İmparatorluğu döneminde verilen adalar teyit edildi.

1923 Lozan Antlaşmasının 15. maddesine ek olarak konulan 2 no.lu haritada, İtalya’ya verilen toplam 14 adanın isimlerinin altı kırmızı çizgi ile çizilmiştir.

"TÜRK ADALARI RESMEN YUNAN'A VERİLDİ"

Erdoğan, Lozan Antlaşmasında verilmeyen ve haritada altı kırmızı çizgi ile çizilmeyen 18 Türk Adası ve 1 Türk Kayalığını 2004 yılında alenen Yunanistan’a vermiştir.

AKP Hükümeti adına Dışişleri Bakanlığı’ndan zaman zaman yapılan açıklamalarda, “adaların hukuki statüsünde değişiklik yoktur” denilerek işgal inkâr ediliyor. Vatan topraklarında Yunan bayrağı dalgalanırken ve Yunan askerleri elini kolunu sallayarak dolaşırken Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasının yalan olduğu açıkça görülüyor. 

15 Mayıs 1919’da Yunan askeri İzmir’i işgal ettiğinde de İstanbul Hükümeti “işgal yok” demişti. Ayrıca eski Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, 26 Mart 2015’de TBMM’de yapılan toplantıda, adaların fiili olarak Yunan işgali altında olduğunu itiraf etmişti. 

4. DENİZ SINIRI VE BAĞLI, BİTİŞİK KAVRAMLARI ÜZERİNDEN YANILTMA ÇABALARI 

Dışişleri Bakanlığı, “Ege Denizi’nde uluslararası antlaşmalarla belirlenmiş deniz sınırı yoktur” tezine sığınarak kamuoyunu yanıltmaya çalışıyor. 1923 Lozan Antlaşması’nın imzalandığı dönemde karasuları 3 mil olarak kabul ediliyordu. Türkiye, 1930 Lahey Kodifikasyon Konferansı’nda karasularını 6 mil olarak benimsemiştir. 

Yunanistan’da 1936 yılında karasularını 6 mil olarak kabul etmiştir. Karasularının 6 mil olarak kabul edilmesinden sonra 1939’da İngiltere tarafından yayınlanan haritada 12 Ada deniz sınırları çizgi ile gösterilmiş ve çizgi dışındaki bölgenin Türk bölgesi olduğu belirtilmiştir.

Lozan Antlaşmasına taraf olan İngiltere’nin 1939’da yayınladığı haritada, işgal altında olan adalarımızın 12 Ada deniz sınırlarının dışında ve Türkiye’nin egemenliği altında olduğu açıkça gösterilmiştir.

"RESMİ HARİTALAR BU ADALARA TÜRK DİYOR"

1947 Paris Antlaşması ile 12 Adanın egemenliği İtalya’dan alınarak Yunanistan’a devredildi. Paris Antlaşmasına taraf olan Amerika’nın 1957’de yayınladığı haritada da işgal altında olan adalarımızın 12 Ada deniz sınırlarının dışında ve Türkiye’nin egemenliği altında olduğu açıkça gösterilmiştir. Ege Denizi’ndeki deniz sınırları 6 mil esasına göre hesaplanmakta olup ayrıca uluslararası antlaşmaya gerek yoktur.

Dışişleri Bakanlığı Lozan Antlaşması’nın 15. Maddesindeki bağlı adacıklar ve Paris Antlaşması’nın 14. Maddesindeki bitişik adacıklar ifadesine sığınarak hâlihazırda işgal altında olan adaların 12 Ada’ya bağlı adacıklar olduğu tezini savunuyor. İşgal altında olan adaların en küçüğü İstanbul’daki Büyükada büyüklüğündedir. Bir kısmı da Büyükada’nın 3-5 misli büyüklükte olup adacık değildir. 

Eşek Adası’nın Batnoz Adası’na olan mesafesi 18 mil, Lipso Adası’na olan mesafesi 12 mildir. Bulamaç Adası’nın Lipso Adası’na olan mesafesi 14 mil, İleriye Adası’na olan mesafesi 13 mildir. Görüldüğü üzere işgal altında olan adalarımız 12 Ada’ya bağlı ya da bitişik adacık değildir."

5. İŞGAL ALTINDA OLAN ADALAR, MİLLİ HARİTALARA GÖRE DE TÜRK EGEMENLİĞİNDEDİR :


Genelkurmay Başkanlığı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, M.S.B. Harita Genel Komutanlığı ve Dışişleri Bakanlığı’ndaki milli haritalarda da işgal altında olan 18 Ada ve 1 Kayalığın Türkiye Cumhuriyeti’ne ait olduğu açıkça gösterilmiştir. 

Anılan kurumlardaki milli haritalar esas alınarak hazırlanan bir harita 2004 yılında yayınlandı. 

Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu’nun raportörlüğünde, Genelkurmay Başkanlığı Yunanistan Kıbrıs Dairesi’nde Bilimsel Danışman olarak görev yapan Prof. Dr. Sertaç Hami Başeren tarafından hazırlanan harita Türk Tarih Kurumu tarafından yayınlandı. Haritada, tarihi gelişim süreci içinde Yunanistan’a devredilmeyen ada, adacık ve kayalıkların Türk egemenliğinde olduğu gösterilmiştir. 

Anılan haritaya göre de işgal altında olan adaların Türkiye Cumhuriyeti’ne ait olduğu açıkça gösterilmiştir.

6. AVRUPA BİRLİĞİ VE YUNAN BÜYÜKELÇİSİ İŞGALİ KABUL ETTİ :

Eski Milli Savunma Bakanı Sn. Barlas Doğu’nun imzasıyla AB Türkiye Delegasyonu, AB Frontex Ajansı ve Letonya Büyükelçiliği’ne birer mektup gönderildi. Mektupta, Aydın Eşek Adası’nın Yunan işgali altında olduğu belirtilerek adada görevli olan AB Frontex-Letonya Sahil Güvenlik Botlarının geri çekilmesi talep edildi. AB Delegasyonu mektuba resmi cevap vermemiş ancak Temmuz 2015 itibarıyla Aydın Eşek Adası’ndaki FRONTEX Sahil Güvenlik Botlarını geri çekmiştir. Böylece AB’de işgali kabul etmiştir.

Yunan Büyükelçi Loukakis ile 02 Haziran 2016’da, CHP Genel Merkezinde yapılan toplantıda, Büyükelçi adaların Yunanistan’a ait olduğunu savunamamış, işgali kabul etmek zorunda kalmıştır.

7. EGE DENİZİ’NDE SEVR ANTLAŞMASI UYGULANIYOR :

➥ Yunanistan, Ege Denizi’ndeki adalarımızda vergi topluyor. 

➥ Yunanistan, Ege Denizi Türk karasularında tekne ile dolaşan vatandaşlarımızı öldürüyor, tutukluyor ve yargılıyor. Erdoğan ve AKP Hükümetleri Yunanistan’a müzik notası bile veremiyor.

➥ Yunan Kara Kuvvetleri Türk topraklarında tatbikat yapıyor.

➥ Yunan Deniz Kuvvetleri Türk karasularında tatbikat yapıyor.

➥ Yunan Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri uçak ve helikopterleri Türk hava sahasında uçuyor.

➥ Yunan Cumhurbaşkanı, Savunma Bakanı, Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları ile Yunan askerleri ve Yunan vatandaşları, Ege’de işgal edilen Türk adalarına elini kolunu sallayarak ve pasaportsuz giriş ve çıkış yapıyor.

➥ Türk vatandaşları ise Ege’de işgal edilen Türk adalarına pasaportla giriş yapıyor.

➥ Başbakan Binali Yıldırım, İzmir Koyun Adası’na Yunan polisi ve gümrük kontrolünden geçtikten sonra pasaportla giriş yapıyor. Ege Denizi’nde Sevr Antlaşması uygulanıyor.

Bir gün öncesinden kamuoyuna duyuru yapılmasına rağmen Yunan Cumhurbaşkanı Pavlopoulos hiçbir engelle karşılaşmadan 07 Mart 2017’de Muğla Keçi Adası’na geldi.

8. ERDOĞAN SUÇLAMALARI ZIMNEN VE HUKUKEN KABUL ETTİ :

Görsel ve yazılı basın üzerinden, Tayyip Erdoğan’ın TCK 302’de tanımlanan vatana ihanet ve TMK (Terörle Mücadele Kanunu) 3’de tanımlanan terör suçu işlediğini defalarca beyan ettim. 

Erdoğan yapmış olduğum suçlamalara karşı cevap vermemiş, verememiş, vermesi de mümkün değildir. Çünkü her şeyin belgesi var. Erdoğan’a son olarak 18 Mart 2017’ye kadar süre vererek 18 Ada ve 1 Kayalığı hangi gerekçe ile Yunan askerine teslim ettiğini sordum. Erdoğan, suçlamalara karşı sessiz kalmak ve sorulara cevap vermemek suretiyle vatana ihanet ettiğini ve terör suçu işlediğini zımnen ve hukuken kabul etmiştir.

Zımni ve hukuki kabul nedeniyle, bundan sonra Tayyip Erdoğan’a yönelik olarak vatana ihanet ile ilgili sıfatların söylenmesi, TCK 299 ve TCK 125 kapsamında dava konusu yapılamaz. Çünkü Erdoğan anılan suçları Başbakanlığı döneminde işledi ve suçlamaları kabul etti.

Türk Milletinin namusu vatan topraklarının Yunan askerine teslim edildiği 2011 Yılından beri tam 6 yıldır görsel ve yazılı basında gündeme gelmesine rağmen Cumhuriyet Savcıları tarafından konu ile ilgili soruşturma açılmamıştır. Konunun muhatabı olan İstanbul, Ankara, İzmir, Aydın ve Muğla Cumhuriyet Savcıları soruşturma açmamak suretiyle Anayasanın 10. Maddesinde tanımlanan “kanun önünde eşitlik” ilkesini ihlal etmiştir. TCK 309’da tanımlanan Anayasayı ihlal suçu, TMK 3’e göre terör suçudur. 

9. ERDOĞAN VE AKP HÜKÜMETLERİNİN YAPTIKLARI YAPACAKLARININ GARANTİSİDİR :

Türkiye Cumhuriyeti’nin tasfiyesi hızla devam ediyor. Türk Milletinin namusu vatan toprakları Yunan askerine teslim edildi. Vatan topraklarını geri alacak olan TSK, Ergenekon, Balyoz v.b. kumpas davaları ile tasfiye edildi. Türkiye batıdan bölündü ve toprak kaybetti.

Şimdi sırada Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki vatan topraklarımızın BOP Projesi kapsamında İsrail askerlerine teslim edilmesi projesi var.

Erdoğan ve AKP Hükümetleri, 18 Türk Adası ve 1 Türk Kayalığını Yunan askerine teslim ederken Türk toplumu farkına bile varmadı. Şimdi de 18 maddelik Anayasa değişikliği ile Doğu ve Güneydoğu’daki vatan topraklarının İsrail askerine teslim edilmesinin önü açılıyor. Erdoğan ve AKP Hükümetlerinin yaptıkları yapacaklarının garantisidir.

10. SONUÇ VE TEKLİFLER :

Mevcut durum itibarıyla 18 Türk Adası ve 1 Türk Kayalığı yani Türk Milletinin namusu vatan toprakları Yunan askerine teslim edilmiş, Türkiye Cumhuriyeti batıdan bölünmüş ve Anayasanın 3.Maddesi fiilen değiştirilmiştir. 

Erdoğan ve AKP Hükümetleri döneminde, Cumhuriyet tarihinin ilk ve en büyük toprak kaybı yaşanmıştır. Osmanlı Devleti Sevr Antlaşması’nın 132. Maddesi ile Ege Adaları üzerindeki tüm haklarından vazgeçmesine yol açan genel bir feragat hükmünü kabul etmişti. 

Sevr Antlaşmasını imzalayanlar ve Saltanat Şûrasında antlaşma hakkında olumlu oy kullananlar Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 19 Ağustos 1920’de vatan haini ilan edildi. Sevr Antlaşması TBMM’nin kuvvetli iradesi ve İstiklâl Savaşı sayesinde uygulanmadı. 

Ancak yıllar sonra Erdoğan ve AKP Hükümetleri tarafından Ege Denizi’nde Sevr Antlaşması uygulanmaya başladı. Sevr Antlaşmasını imzalayanları vatan haini ilan eden TBMM, 2004’den beri Ege Denizi’nde Sevr Antlaşmasını uygulayan siyasetçiler hakkında hiçbir işlem yapmamıştır. 

Anayasa’nın 74.Maddesinden kaynaklanan şikayet ve dilek hakkımı kullanarak, Türkiye Büyük Millet Meclisinin;

➥İvedilikle toplanarak, Yunan askeri tarafından işgal edilen 18 Türk Adası ve 1 Türk Kayalığı hakkında Genel Görüşme yapmasını,

➥ 18 Türk Adası ve 1 Türk Kayalığını yani Türk Milletinin namusu vatan topraklarını Yunan askerine alenen teslim ettiğini, vatana ihanet ve terör suçu işlediğini zımnen ve hukuken kabul eden, Ege Denizi’nde Sevr Antlaşmasını uygulayan Recep Tayyip Erdoğan hakkında, 19 Ağustos 1920 Tarihli TBMM kararı emsal alınarak KARAR VERİLMESİNİ,

Vatana ihanet ve terör suçuna iştirak eden ve Ege Denizi’nde Sevr Antlaşmasını uygulayan başta Binali Yıldırım olmak üzere 2004’den bugüne kadar Başbakan, Dışişleri, İçişleri ve Ulaştırma Bakanlığı yapanlar hakkında, 19 Ağustos 1920 Tarihli TBMM kararı emsal alınarak KARAR VERİLMESİNİ,

Arz ve teklif ederim.
Saygılarımla,

İ M Z A L I D I R 
Ümit YALIM
Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri

Bu güne değin en çok tıklanılanlar