21 Haziran 2017 Çarşamba

Yusuf Karadavi, Siyonizmin hizmetinde bir İslamcıdır. Müslümanların muteber gördüğü biri değildir. İslamcılık akımı Siyonist tuzağıdır. | Mehmet Fahri Sertkaya

akademi dergisi, Mehmet Fahri Sertkaya, necmettin erbakan, recep tayyip erdoğan, yusuf el-karadavi, cia, MI6, islamcılık, islamcılar, gerçek yüzü, siyonistler, gizlenen gerçekler,



Sene, 1994...

CIA ve MI6 casusu Yusuf El Karadavi, İslamcı şovmen Necmettin Erbakan, CIA güdümlü Recep Tayyip Erdoğan...


İslamcılığı Siyonistler kurdu. İhvan-ı Müslimin de CIA'nın piyonu (1/2) Kadir Mısıroğlu'nun Seyyid Kutup samimiyetsizliği




İslamcılığı Siyonistler kurdu. İhvan-ı Müslimin de CIA'nın piyonu (2/2) Kadir Mısıroğlu'nun Seyyid Kutup samimiyetsizliği


Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi


 Dikkat!  Gerçek sahibinin CIA olduğu ispat edilmiş olan Facebook ve benzeri Amerikan menşeli sosyal ağlar bizi uzun yıllardır sansürlüyor. Bu yayını paylaşıp, söz konusu sosyal ağlar üzerinde yaymayı, duyurmayı başaramayacaksınız. Ayrıca bu sosyal ağlardaki sayfalarımıza takipçi olduğunuzda, paylaştıklarımızın çoğunu göremeyeceksiniz. Bu, son sekiz senedir bu şekilde. Bu nedenle bizi, Akademi Dergisi'ni ve Mehmet Fahri Sertkaya'yı, farklı konudaki yüzlerce sitelerimizin bütün yayınlarını Telegram kanalımızdan takip etmenizi tavsiye ederiz: www.t.me/AkademiDergisi 

(Takipçiler birbirinin isim ve telefon numaralarını bile göremez. Çok güvenli ve huzurlu bir ortamdır.)

10 Mayıs 2017 Çarşamba

Süleymancılar neden AK partiye oy vermiyor? | AK parti kurulurken Süleymancılar bölündü mü? | Mehmet Fahri Sertkaya

abbas gökçe, akademi dergisi, akp'nin gerçek yüzü, cia, ismet yıldırım, kemal kacar, mehmet denizolgun, Mehmet Fahri Sertkaya, mossad, nurettin akman, süleymancılar, şevket tandoğan,


O HABERLERİN HEPSİ YALANDI



Hepsi art niyetle yapılmış haberlerdi.

Süleymanlılar cemaati, AKPKK suç, terör ve ihanet örgütünün, CIA ve MOSSAD tarafından, İçimizdeki İsrail ve İçimizdeki Ermenistan ortaklığı ile kurulmasını, HİÇBİR ZAMAN desteklemedi. Cemaat, AKPKK nedeni ile hiçbir zaman bölünmedi.

Süleymancılar, bu ihanet projelerine set oldular. Bunun için bedel bile ödediler. Bunun için AKPKK'yi kuranlar, fotoğrafta gördüğünüz Nurettin Akman'ı kullanarak Süleymanlılar cemaatinin merhum idarecisi Kemal Kacar'ı ilaçlarla delirtmek bile istediler. Bu Nurettin Akman başarısız olsa da, sonra AKPKK'de Ankara il başkanı ve sonra millet vekili bile oldu. Hala bu suç, terör ve ihanet örgütü içinde etkili ve el üstünde tutulan, hala bu örgüte karşı set olan Süleymanlıları içeriden bölmesi yolunda kullanılan bir isim...

Süleymanlılar hiçbir seçimde de AKPKK'ye oy vermediler. Son darbe tiyatrosuna da alet olmadılar.




Bu gördüğünüz fotoğraf, ne olduğunu, kim olduğunu, gerçek yüzünü artık hepinizin bildiği Şevket Tandoğan’ın paylaştığı bu fotoğraf, AKPKK’nin ilk kurulduğu dönemde, İç Anadolu Birliği Başkanı olarak tertip etmiş olduğu iftar programından...

Programa katılımın yüksek düzeyde sağlanmasının nedeni ise Süleymanlılar cemaatinden kovulan isimlerin AKPKK’de siyasi sahnede yer alma gayretiydi. Aynı zamanda AKPKK'yi kuranların ve onların da arkasında olan CIA ve MOSSAD'ın taktik manevrasıydı. Neticede yeni kurulan AKPKK’nin toplumdan destek alması gerekiyor, güya bu desteği de Süleymanlılar sağlıyordu. Oysa bu toptantıda Süleymanlılardan hiç kimse yoktu. Cemaatten kovulmuş onlarca yasaklı ve sözde Süleymancı, İstanbul'dan Ankara’ya iftara taşınmış ''Biz güçlüyüz'' mesajı verilmişti. On milyonlarca mensubu bulunan bir cemaatten kovulmuş onlarca kişinin, kovulduktan sonra cemaat tabanında hiç destek bulamamış onlarca kişinin, 'cemaati böldükleri' şeklinde haber yapmak, Türk gözüken gizli Yahudi ve Ermeni basın ve medya için mesele bile değildi.

Fotoğrafta arka masada, Süleymanlılar cemaatinden merhum Kemal Kacar tarafından kovulan Abbas Gökçe var. Beytülmalin şirketi HİLAL denizcilikte, şahsına çıkar sağlayacak işlere teşebbüs ettiği için kovulmuş ve tabii ki diğer kovulanlar gibi o da AKPKK'nin kuruluşundaki yerini almıştır. Her dönemde Süleymanlıların, kendi içlerinden çıkan yamuk adamlara da tavırları, gereğince sert olmuştur, olmaktadır.

Abbas Gökçe'nin, Refah Partisi Üsküdar Meclis Üyesi olarak başladığı siyasi hayatı AKPKK’de meclis üyesi olarak kısa sürmüştür.

Yine cemaatten kovulanlardan İsmet Yıldırım’ın genel müdür olduğu Kiptaş'ın, Aydos villa projesinde müteahhit olan Mehmet Denizolgun beyin yanında çalışmış, Mehmet Denizolgun beyi birçok hususta yanlış yönlendirmiş, ticari olarak o yıllarda zarara uğratmıştır. Şuan İsmet Yıldırım’ın genel müdür olduğu Kiptaş’ta damadı çalışmakta, kendisi de gayri resmi olarak işlere devam etmektedir.

Diğer fotoğrafta da Turan Kıratlı’nın sağında yer alan Abbas Gökçe, cemaatten kovulanların 23 Haziran 2000 tarihinde, cumadan sonra Denol şirketinde, Mehmet Denizolgun beye baskı kurması için öne sürdükleri/kullandıkları kişilerdendir. Abbas Gökçe’ye Mehmet Denizolgun bey vekalet verecek kadar güvenmiş sonradan bütün işlerden azletmiştir.

Süleymancılar son referandumda da HAYIR dediler. Hayır diyeceklerini duyuran ve cemaat merkezinin rahatsız olmadığı Akademi Dergisi yayınlarına ve sitelerine, tamamen hukuk dışı ve keyfi şekilde, bu suç, terör ve ihanet örgütü tarafından, devlet gücü su-i istimal edilerek erişim engellemeleri yapıldı ki bu hususta da yargılanacaklar.

Süleymanlılar, devlet için, millet için, ümmet için, insanlık için çilelere katlanmakta, sabır etmekte mahirdirler. Lakin iş, kendi devletimizin gücü hukuksuzca kullanılarak ve rest çeker bir eda ile haksızlıklar, zulümler yapılmasına kadar varırsa, devlet kurumlarına sızmış bu suç terör ve ihanet örgütü haddini iyice aşarsa, bu site engellemeleri devam ederse, verdiğimiz şikayet ve itiraz dilekçeleri keyfi müdahaleler ile sümen altı edilmeye devam ederse, Süleymanlılar devleti ve milleti tehlikede görürler ve sabır etmezler. Böyle bir anda sabır etmeyi değil, devleti tam anlamı ile ele geçirmeyi deneyen bu suç, terör ve ihanet örgütü karşısında ve bunların arkasındaki asıl güç olan CIA, MOSSAD ve Siyonizm karşısında bedel ödemeyi, devlet ve millet için devleşmeyi tercih ederler. Bu, böylece biline. Devlet yoksa, hukuk tanınmıyorsa, bu gölgesinden korkan adamlar kendilerini bir nane sandılarsa, her T.C. vatandaşı gibi Süleymanlılar da devleti, milleti ve hukukun üstünlüğü için bedel ödemeyi seve seve göze alırlar. işte rest de böyle olur.

8 Mayıs 2017 Pazartesi

AK Parti Süleymancılara neden düşmanlık yapıyor, bölmek istiyor? Turan Kıratlı, Nurettin Akman, Ali Kangel, Şevket Tandoğan ve diğerleri, neye hizmet ediyorlar? | Mehmet Fahri Sertkaya

akademi dergisi, Mehmet Fahri Sertkaya, süleymanlılar, akp'nin gerçek yüzü, Recep Tayyip Erdoğan, kemal kacar, nurettin akman, turan kıratlı, gerçek yüzü, şevket tandoğan, cia, mossad,


Neler oluyor, neler dönüyor?

BURASI, sözde Süleymanlıların AKPKK üzerinden CIA'nın kucağına düştükleri yer: Bilim ve İnsan Vakfı...


Fotoğraflar, 'Arkamızda Reis var. AK parti var' diye diye her suçu işleyen ama siyasi nüfuz ile yargılanmasına izin verilmeyen eski AKPKK millet vekili Turan Kıratlı üzerine kurulmuş sistemin, Bilim ve İnsan Vakfı'nın Elmalılı Hamdi Yazır Kur’an Akademi'sinden...

Süleymancıları bölmek için yıllardan beri yılmadan iç fitne çıkartmaya çabalayan...

Bu maksatla her suçu işleyen...

Son olarak Ali Kangel ve çevresini kullanarak bunu deneyen...

Bunun için çırpınırken, harcadığı devasa meblağda para ile Süleymancıların hizmet kadrosunu satın almayı, kendilerine çekmeyi denerken, bir de 'Arkamızda Reis var. AK parti var. Siz bize gelin. Büyük bir proje üzerinde çalışıyoruz. Size iyi maaş vereceğiz. Özel otomobil vereceğiz' diyen...

Bu kadar büyük bir projede harcadığı bu çok yüksek meblağda paranın kaynağını açıklamasına ihtimal bulunmayan Turan Kıratlı...


AKPKK+CIA+MOSSAD ittifakının IŞİD ile petrol, kadın, organ, uyuşturucu kaçakçılığı yaparak elde ettiği kara paralarla mı, gerçekten iddia ettiği gibi Recep Tayyip Erdoğan'ın desteği ile mi böyle güzide bir hizmet yolunu, Süleymanlılar cemaatini parçalamak için mücadele ediyor?

Neler oluyor, neler dönüyor?

İddia ettiği gibi arkasında Tayyip Erdoğan’ın desteği var mı? Uzun zamandır:

➥ "Ey Tayyip! Daha ne kadar susacaksın? Bu ekibi yalanlasana? Bunları yalanlaman bile yetmez, bunlardan davacı olsana? Benim adımı kullanmışlar, ne suçlar işlemişler. Davacı oldum. İlgili devlet kurumları dernek/vakıf faaliyetlerine dair incelemeler yapıyorlar. Mali kaynakları iddia edildiği gibi AKP değildir, CIA, MOSSAD ve kara para olduğu iddiası ise araştırılıyor. Adli makamlar da şahısları soruşturuyor. Burası kanun/hukuk devleti. Gereken her şey yapılıyor desene?''

diyoruz ama bu fitnecilere gerekeni yapan yok. Bunlardan bize davacı olup "Yalan bunlar. İspat edemezler" diyen de yok ve çaresiz kalıyorlar ama nihayet Başbakanlık'ın içine sızmış bir suç örgütü bunları kollamak adına Akademi Dergisi web sitelerine tamamen hukuksuz ve keyfi şekilde erişim engelleri uyguluyor. Gerçekten merak ediyoruz, neler oluyor bu devletin kurumlarına, yapısına?


Erdoğan sayesinde, inanılmaz şekilde hala görevinde bulunan ve yine Süleymanlılar cemaatinden kovulmuş bir kişi olan İsmet Yıldırım’ın genel müdürü olduğu Kiptaş’ın yapmış olduğu ve finansını sağladığı yurtlardan biri olan ve fitneci Turan Kıratlı'nın ekibinin vakfına bağlı olan “Elmalılı Hamdi Yazır Kur’an Akademisi”nde, Pazar sabahları, merhum idarecimiz Kemal Kacar Beyağabeye ilaçla müdahale edip akıl sağlığını bozmaya teşebbüs eden ve cemaatten kovulan ve AKPKK'den il başkanı ve sonra millet vekili olan Nurettin Akman'ın ev sahipliğinde kahvaltı veriliyor. Bilim ve İnsan vakfı başkanı Turan Kıratlı bu düzeni nasıl sağlamaktadır? Değirmenin suyu nereden gelmektedir? Bu herifler derhal ağır ceza mahkemelerinde yargılanmaları gerekirken, AKPKK'li siyasetçilerin, devlet erkanının, devlet kurumlarının, Hıyanet işleri başkanlığının bunlarla yakınlığı nedendir, ne içindir, kim içindir, neyin hürmetinedir, nasıl izah edilebilir?

Derinlemesine bir araştırmada buradan yola çıkılıp da "MOSSAD ve CIA'nın Sünni cemaat ve tarikatları AKPKK üzerinden ele geçirme" planlarına çıkılabilir mi? Tuhaf, ani bir ölümle ölen Mustafa Koç'un da bu ekibi arka plandan finanse edip yöneten ve bu ekibin CIA ile MOSSAD'a bağlanmasını temin eden kişi olduğu iddialarını dillendirenler, sarı çizmeli Mehmet Ağa denilecek kişiler değiller. Böyle ciddi insanlar, böyle ciddi iddialarda bulunuyorlarsa, mutlaka bir bildikleri de vardır. Mustafa Koç'un, Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya gelip;

➥ ''Süleymancılar cemaatini yok etme ya da ele geçirme planları yaptığı'' iddia edilen o görüşmenin ertesi günü dikkat çekici şekilde ölmesine dair iddialar, çok ciddi kişiler tarafından dillendiriliyor. Ayrıca eski Boşbakan ve Karay Yahudisi Ahmet Davudoğlu'nun, Süleymancılar cemaatinden önemli bir şahsa,


➥ "Erdoğan'ın size dair çok ciddi planları var. Sizi bitirmek isteyecek. Üzerinize gelecek. Liderinizi içeri attıracak.'' mealinde konuştuğu, kendisine bu bilgi iletilen cemaatin merhum idarecisi Arif Ahmet Denizolgun'un gayet rahat bir tavırla;

➥ "Buyursun gelsin. Biz buradayız'' deyip yorum yapmadığı iddiaları da var. Bütün bunlar bir araya getirilince, insanın aklına her şey geliyor.

Üstelik, Çamlık Mh. Hatboyu Cd. (Turgut Özal Bulvarı) Çobanoğlu Sk. Şehit Mustafa Efendi Camii Yanı, No:11 Çakmak, Ümraniye – İstanbul adresinde faaliyet gösteren Elmalılı Hamdi Yazır Kur’an Akademisinde İçi boşaltılmış bir sistemle çalışılmaktadır. Erkek hocaların sadece kadınlara Kur'an dersi vermesi kadınların erkek hocalara kuran okuması dinen nasıl açıklanır? 

Bunu zaruri kılan şartlar mı vardır? Kadınlara kadın hoca bulunamamış mıdır? Yoksa CIA ve MOSSAD bunun için, laçkalaştırıp dönüştürmek, devşirmek için mi Süleymancıları bölmek istemektedir? Süleymanlıların da, ellerinde oyuncak ettikleri Hıyanet işleri teşkilatı gibi olmasını mı istemektedirler? CIA ve MOSSAD'ın AKPKK'yi ılımlı İslam projesi için kurduğu belli de, son dönemdeki hezimetler yetmedi mi?

Süleymancıların İlahiyatlar, imam hatipler gibi olmasını mı istemektedirler? Kendilerini Süleyman Efendiye bağlı sananların, İlahiyatın bozuk ekolüyle ders vermesinden neye hizmet ettikleri, kimler tarafından yönetildikleri belli değil midir?

➥ ''AKPKK = Belediye şirketleri = Kiptaş = Bilim ve İnsan Vakfı Yurtları = AKPKK’leştirilmiş devşirme Süleymancılar'' şeklinde faal bir sistem de mevcut mudur? Bu çetenin bu kadar suçu, belediyeler, belediye ve devlet kurumları, AKPKK teşkilatları da açıkça kullanılarak mı işlenmektedir?

Alevilerin on Muharrem iftarında, dönemin Hıyanet işleri başkanıyla, adı 'Mercedes Görmez'e çıkan ve alemin önünde Hıyanet işleri başkanlığını ve şahsını "yalancı" durumuna düşüren ama hala o makamda tutulan Mehmet Görmez ile aynı masayı paylaşan Turan Kıratlı, Ehl-i Sünnet inancında orucun nasıl tutulduğunu bilmemekte midir? Birilerinin çok büyük yarası/derdi/sıkıntısı, Süleymancıların bu devlete ve millete kurulan her türlü tuzağı bozup durması mıdır?

****
Bakın buradan yazıyoruz: Burası dağ başı değil. Burası bizim devletimiz. Bu kurumlar bizim devletimizin kurumları. Bu paralar bizim milletimizin paraları. Bu imkanlar birilerinin 'Cemaatleri tarikatları CIA için ele geçirme' planlarına, suçlarına kullanılamaz. Bu kadro bu kadar aleni şekilde suç işlemişken, işlemeye devam ederken "Arkamızda Reis var" diyerek kurtulamaz. Reis'lerini de, partilerini de, CIA'larını da tanımıyoruz. Bizler hukuk tanıyoruz. Devletimizin otoritesini tanıyoruz. Bu işler böyle devam ettirilmek istenirse, çok nahoş olaylar yaşanacaktır ve memleketin gündemini uzun süre meşgul edecek, zaten kararmış AKPKK'nin imajını Müslüman millet içinde iyice karartacak karşılıklı mücadeleler yaşanacaktır. Süleymanlıların böyle hukuk tanımazlığa ve hukuk tanımazlara tavrı her geçen gün daha da sertleşecektir. Herkes, bundan sonra nasıl davranacağına karar verirken, bu ikazlarımızı dikkate alsın.

Akademi'nin bir tek sitesine ve yayınına daha, hukuksuz bir müdahale, engelleme yapılırsa da fırtına kopacaktır. Bu böylece biline...

2 Mayıs 2017 Salı

Washington Post: Erdoğan, Fujimori'nin yolunda | Akademi Dergisi

akademi dergisi, mehmet fahri sertkaya, recep tayyip erdoğan, ahmet davutoğlu, abdullah gül, bülent arınç, avrupa birliği, akp'nin gerçek yüzü, binali yıldırım, NATO, alberto fujumori,

Washington Post gazetesinde yayımlanan bir makalede, Peru'nun 'kendi kendine darbe yapan' eski lideri Fujimori ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında karşılaştırma yapıldı.

ABD gazetelerinden Washington Post’ta Türkiye’deki sistem değişikliğini Latin Amerika ülkesi Peru’nun deneyimiyle karşılaştıran bir makale yayımlandı.

Florida Üniversitesi’nden Latin Amerika ve demokratikleşme alanlarında Astrid Arrarás ile Türkiyeli doktora öğrencisi Orçun Selçuk’un ortak imzasıyla yayımlanan makalede öne çıkan kısımlar şu şekilde:

FUJİMORİ’YE NEDEN BENZİYOR?

“Türkiye lideri Recep Tayyip Erdoğan geçen ay cumhurbaşkanlığının yetkilerini genişleten bir referandumu kazandı. Birçok gözlemciye göre Erdoğan böylece Türkiye’yi öngörülebilir gelecekte hiçbir meydan okumayla karşılaşmadan yönetebilecek.

Araştırmalarımız, Erdoğan’ı Türkiye siyasetine hâkim olma girişiminin benzersiz olmadığını ortaya koyuyor… Peru’nun Alberto Fujimori yönetiminde yaşadığı deneyim Türkiye için karşılaştırmalı dersler içeriyor. İki ülkede de, başkanlar ağır krizler bağlamında neredeyse sınırsız güç elde etti. Zaman içinde, daha geniş idari yetki alabilmek için anayasal değişiklikler yaptılar. İktidarı ellerinde toplarken, kendi siyasi partileri dahil, diğer kurumları zayıflattılar.

AK PARTİ, ERDOĞAN'IN ŞAHSİ ARACI HALİNE GELDİ

Fujimori’nin ilk başta zannedildiği kadar başarılı olmamasının nedeni, güçlü bir partiye sahip olamamasıydı. Türkiye’deyse, iktidardaki AK Parti’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şahsi aracı haline gelmekte olduğuna dair işaretler var. Türkiye’nin rekabetçi otoriter rejiminin dayanıklılığı risk altında olabilir.

1993 ANAYASASI, FUJİMORİ’NİN KİLİT HAMLESİYDİ

Fujimori, Peru’yu —Erdoğan gibi- kararnamelerle yönetirken, anayasayı yeniden yazmak için bir kurucu meclis topladı. Peruluların yüzde 53’ünün onay verdiği 1993 anayasası başkanın hemen yeniden seçilmesine olanak tanıyor, iki kamaralı meclis yapısını kaldırıyor ve idam cezasını geri getiriyordu. Başkanlığın yetkilerini ciddi ölçüde güçlendiriyor ve meclisi her şeyi incelemeksizin onaylayan bir kurum haline getiriyordu.

Bu yeni kurallarla, Fujimori 1995’te kolayca yeniden seçildi. İkinci başkanlık döneminde muhalefetin oyun sahasını iyice daralttı. Hükümet, istihbarat servisini kullanarak gazetecileri tehdit etti ve yargıçlara rüşvet verdi.

YARGIYI DESTEKÇİLERİYLE DOLDURDU

Fujimori’nin görev süresinin 2000’de bitmesi gerekiyordu fakat destekçileri, eski anayasa çerçevesindeki ilk döneminin (1990-1995 arası) sayılmayacağını iddia etti – Erdoğan da 2014-2019 arasındaki ilk dönemi için benzer bir durumu savunuyor. Muhalefet, Fujimori iktidarını sonsuza kadar sürdürme çabasına karşı çıktı fakat eşit olmayan koşullarda çalışması gerekiyordu. Yargı ve seçim kurulu Fujimori destekçileriyle doldurulmuştu.

Fujimori 2000’de, ikinci tura kalmamak için seçimlerde hile yapmaya çalıştı. Muhalefet ikinci tutu boykot kararı alınca da yasadışı bir biçimde üçüncü defa seçildi. Fakat partisi parlamentoda çoğunluğu kazanamadı. Yeniden seçilmesinin ardından, istihbarat şefinin karıştığı bir yolsuzluk skandalı patlak verdi. Görevden alınma tehlikesiyle karşılaşınca Japonya’ya kaçtı ve istifa etti.

KOALİSYONU HIZLA DAĞILDI

Fujimori’nin iktidarı ele geçirme çabası zaman içinde başarısız oldu çünkü güçlü bir siyasi geliştiremedi. Bireysel gücün güçlenmesi kurumların altını oydu. Son derece şahsileşmiş bir ortamda, parti zayıflığı nedeniyle iktidarda kalmak için yasadışı önlemlere başvurmak zorunda kaldı. 2000’de seçimlerde hile yapmaya ve muhalefet üyelerine rüşvet vermeye çalışmasının ardından, gevşek koalisyonu hızla dağılmaya başladı.

'Rejimin ayakta kalması Fujimori’nin şahsına bağlı olduğu için partisinde onun yerine geçecek bir başka siyasetçi yoktu. Benzer bir senaryo şimdiden Türkiye’de görülebilir.

AK Parti 2001’de kurulduğunda tek üst düzey isim Erdoğan değildi. Bugün eski cumhurbaşkanı Abdullah Gül, hükümet sözcüsü Bülent Arınç ve başbakan Ahmet Davutoğlu dahil, bütün diğer kilit önemdeki kişiler kenara itilmiş durumda. Hiçbiri referandum sırasında faal biçimde ‘evet’ oyu için kampanya yapmadı. Bunun yerine, Erdoğan’ın başkanlık kurma arzusuna dair endişelerini dile getirdiler. Bu arada, AK Parti’nin şu anki genel başkanı olan Başbakan Binali Yıldırım referandum kampanyasının paravanı olarak davrandı, kendi koltuğunun kaldırılması için de kampanya yaptı.

YENİ SİSTEMDE, ERDOĞAN'IN PARTİSİNİN ÖNEMİ AZALACAK

Fujimori’nin partisine kıyasla, AK Parti’nin toplumda hâlâ kökleri var. Aynı zamanda halk arasında güçlü bir örgütlenmesi bulunuyor. Son darbe girişimine halktan gelen direniş bunun kanıtı. Fakat güçlü bir başkanlık sisteminde, Erdoğan AK Parti’ye daha az bağlı kalacaktır. Siyasetçiler, parti içinde hareket etmek yerine başkanla bireysel ilişkileri üzerinden bir kariyer arayışına girecektir. Kurallar Erdoğan’ın ihtiyaçlarına göre belirlendiği için, bu durum gelecekte bir halef krizine de yol açabilir.

Trump yönetimi Türkiye’nin referandumuna onay işareti verse de, diğer ülkeler, özellikle de Avrupa durumu o kadar hoş karşılamadı. Türkiye hâlâ NATO’nun bir üyesi ve AB’ye üyelik adaylığını da geri çekmiş değil.

BATI VE AK PARTİ BELİRLEYECEK

Batı’yla bağları, Türkiye’nin tam anlamıyla otoriterliğe kaymasını önleyebilir. Fakat Türkiye aynı zamanda Batı üzerinde güçlü bir nüfuza da sahip Şu an 2.5 milyon Suriyeli sığınmacıya ev sahipliği yapıyor. Erdoğan AB’yi sık sık Türkiye’nin sınırlarını açmak ve sığınmacıların Avrupa’ya gidişine izin vermekle tehdit ediyor.

Türkiye’de otoriter bir rejimin geleceği, AK Parti’nin Erdoğan’ın şahsi gündemine karşı direncine ve ülkenin Batı’yla karmaşık ilişkilerine bağlı olacak. Peru’nun deneyimi şunu gösteriyor ki, başkanlık iktidarını sağlamlaştırmak uzun vadede, göründüğünden daha zor. Eğer Fujimori bir şekilde yol gösteriyorsa, o zaman Erdoğan henüz sonsuz iktidarı garantilememiş demektir.”

26 Nisan 2017 Çarşamba

‘15 Temmuz şehidi’ ilan edilen AKPKK reklamcısının yolsuzlukları | Akademi Dergisi

akademi dergisi, mehmet fahri sertkaya, darbe tiyatrosu, erol olçak, gizli yahudiler, gizli ermeniler, masonlar, recep tayyip erdoğan, sabetaycılar,

AKPKK suç, terör ve ihanet örgütünün, kuruluşundan bu yana reklamcısı olan Erol Olçak ve 16 yaşındaki oğlu, bir darbe tiyatrosu olduğu somut yüzlerce delil ile ispat edilen 15 Temmuz hadiseleri sırasında, İstanbul'da, Boğaziçi Köprüsü'nde halkın üzerine açılan ilk ateş sonucu ölmüştü. Erol Olçak'ın ve oğlu Abdullah Tayyip Olçak'ın cenazesi Altunizade'deki İlahiyat Camisi'nde ikindi namazını müteakip kılınan cenaze namazının ardından Karacaahmet Mezarlığı'nda toprağa verilmişti. 

Müslümanların nefret ettiği İslamcılar, son dönemde menfaatleri gereği, işlerine geldiğinde, istedikleri herkesi terörist, istedikleri herkesi de kahraman ya da şehit ilan etmeye başladı ve bu tavırları hala tartışmalar çıkartmaya devam ediyor. Akademi Dergisi olarak, yayınlarımızın da tesiri ile İslamcıların aslında ne olduğunun iyice farkına varmış Müslümanları iyice ikaz etmek maksadı ile, 2013 yılında, Sabetayist gizli Yahudi Bülent Arınç ile Mehmet Baransu arasında yaşanmış olan bir tartışmaya temas etmek istiyoruz. T24 haber sitesinde, 12 Kasım 2013 tarihinde yayımlanan haber aşağıdaki gibidir ve fotoğraflar ile parantez içerisinde verilen bilgiler Akademi Dergisi tarafından eklenmiştir (Mehmet Fahri Sertkaya)

Bülent Arınç'tan AKP'nin reklamcısına dava açıklaması

Bülent Arınç, Mehmet Baransu'nun ortaya attığı, Arter Reklamcılık'ın TRT'yi milyonlarca lira zarara uğrattığının görmezden gelindiği iddialarına yanıt verdi


Başbakan Yardımcısı, Hükümet Sözcüsü ve TRT ile Anadolu Ajansı'ndan sorumlu isim olan (AKPKK'lilerin büyük çoğunluğu gibi Sabetaycı bir gizli Yahudi olup Deniz Baykal ile de yakın akraba olan) Bülent Arınç, Taraf yazarı Mehmet Baransu'nun ''Erol Olçak'ın reklam şirketi Arter'in TRT'yi milyonlarca dolar zarara uğrattığı ve 'gereğinin yapılması'nın istenmesine rağmen olayın kapatıldığı'' iddiasını yanıtladı. Arınç, AKP'nin seçim ve kampanyalarının da reklamını yapan Arter Reklamcılık hakkında ''firmanın sorumluluklarını yerine getirmemesi üzerine TRT Genel Müdürlüğü tarafından dava açıldığını" duyurdu. 

'İlgili firmaya dava açılmıştır'

Arınç'ın Twitter hesabından da duyurduğu, bulentarinc.com.tr adresinde yayımlanan 12 Kasım 2013 tarihli açıklaması şöyle: 

➥ ''Bir gazetecinin önce köşe yazısında, sonra twitter hesabından paylaştığı TRT´nin reklam ihalesini alan firmanın TRT´yi zarara uğratmasına karşın şahsımın herhangi bir işlem yapmadığı ve olayı kapattığı iddiası doğru değildir. İhaleyi alan firmanın sorumluluklarını yerine getirmemesi üzerine, TRT Genel Müdürlüğü tarafından ilgili firma hakkında işlem başlatılmış ve Ankara 17. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde 19.12.2012 tarihinde alacak davası açılmıştır. Söz konusu 2012/357 sayılı dava devam etmektedir. İlgili haber ve yorumların bu kapsamda değerlendirilmesini diliyorum."

'Arınç'a artık çocuklar bile inanmıyor'

İddianın sahibi Baransu, Arınç'ın açıklaması üzerine Twitter hesabından konuya dair şunları yazdı: 

➥ Sayın Bülent Arınç TRT iddiasına cevap vermiş. Olay yargıda diyerek. Bunu zaten biliyoruz, kurumu zarara uğratanlara 2 ihale nasıl verildi?

➥ Kurumu 150 milyon dolara yakın zarara uğratanları Başbakanlık'tan kim koruyup, aynı ihale ikinci kez verildi? Tekrar soygun için mi?

➥ Başbakanlık çevresi Bülent Bey'e rağmen olayı kapatıp, 2. kez ihaleyi verdiler? Bir kurumu soyuyorlar ama soygunculara tekrar ihale veriliyor.

➥ "Bir Başbakan Yardımcısı" bence artık açıklama yapmamalı. Çocuklar bile inanmıyor açıklamalarına. Durum maalesef bu kendi adına.

Erol Olçak'ın oğlu Abdullah Tayyip

TRT'nin zararı görmezden gelindi iddiası

Taraf'tan Mehmet Baransu'nun gündeme getirdiği iddiaya göre, Erol Olçak'ın sahibi olduğu Arter Reklamcılık, TRT'yi milyonlarca lira zarar uğrattı.

Baransu'nun yazısındaki ilgili kısım şöyle:

➥ Sayın Arınç, TRT’den sorumlu bakan. TRT’nin reklam ihalesi iki yıl önce AK Parti’li bir ajansa verilmişti; Arter Reklamcılık. Erol Olçak.

Ve o ajans TRT’yi milyonlarca lira zarara uğrattı. “Tüyü bitmemiş yetimin hakkı var” denerek, ajans sahipleri hakkında gereğinin yapılması istenmişti.

Ve konuyla ilgili gereken yapılıp, olay kapatıldı.

Sayın Arınç, Başbakan’ın sizi yalanmasından daha önemli olan bu konuyla ilgili de sanırım söyleyeceğiniz birkaç söz vardır.
Tüyü bitmemiş yetim hakkı için.


Müteveffa Erol Olçak kimdir?

1963 yılında Çorum'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Estetik ve Sanat Tarihi Bölümünden mezun olan Olçak, 1987 yılında Arter Reklam Ajansı'nı kurdu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde dönemin belediye başkanı, şimdinin sahte diplomalı ve CIA-MOSSAD bağlantılı sözde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın basın danışmanlığı görevini yürüttü.

Olçak, 1999 seçimlerinde Doğru Yol Partisi'nin Türkiye genel seçim kampanyasını yaptı. Siyonistler, Evanjelistler, Masonlar, İçimizdeki İsrail ve İçimizdeki Ermenistan, Türklere ve Müslümanlara çok büyük bir tuzak kurmak niyeti ile, logosu bile yedi kollu Yahudi şamdanı, yani Menorah olan sözde AK Parti'yi kurarlarken, bu sözde parti, özde suç, terör ve ihanet örgütünün kuruluş çalışmaları sırasında, eşek etinden sucuk yapıp satarken suç üstü olduğu ve Tercüman gazetesine fotoğrafı ile birlikte manşet haber olduğu iddia edilen Recep Tayyip Erdoğan'ın kendisi ile birlikte çalışma teklifini kabul etti.


Erol Olçak'ın kendisinin ''yol arkadaşı'' olduğunu ifade eden, gerçek şehitlerimizin cenazesinde nerede ise hiç bulunmayan ve gerçek şehitlerin ailelerinden davacı olan sahte diplomalı sözde Cumhur Başkanı Erdoğan, Olçak'ın oğlu Abdullah TAYYİP'ten bahsederken gözyaşlarına hakim olamadı.

Kuruluşundan itibaren, göz önünde olan bütün yolsuzluklara, hırsızlıklara, kamu kurumlarının peşkeş çekilmesine, ihale fesatçılıklarına, zulümlere, haksızlıklara, tüyü bitmemiş yetimin hakkına girilmesine, BOP ya da Büyük İsrail projesine hizmet edilmesine, orta doğuda milyonlarca Müslümanın ve sivilin kanına ortak olunmasına, ihanet suçlarına rağmen AKPKK'nin siyasi iletişimini yürüttü. Böyle bir kadroya CIA ve MOSSAD tarafından kurulan bu sözde partiye ''AK Parti'' isminin bulunmasından parti kuruluşuna birçok konuda hiç rahatsızlık duymadan etkin oldu. Sözde AK Parti'nin bütün genel ve yerel seçim kampanyalarını yönetti..

Toprağı bol olsun. Bir T.C. vatandaşı olarak bizlerin hakkına girilmesine vesile olduğu, hizmet ettiği de muhakkak. Öte tarafta inşaallah hepimizle, 80 milyondan fazla vatandaşımız ile ayrı ayrı hesabı olacak. Haklarımızı soracağız ve alacağız. 

Gözler seni aradı ve sen yoktun


İşte bunlar da, tıpkı Erol Olçak gibi, AKPKK suç, terör ve ihanet örgütünün somut deliller ile ispat edilmiş suçlarını bile gizlemek, olduğundan farklı göstermek, suça yardım ve yataklık etmek suçunu sürekli olarak işleyen, bildiğiniz suç ortağı yandaş medyanın haberlerinden bazıları...

Gerçek sahibinin Tayyip Erdoğan ve ailesi olduğu iddia edilen A HABER'in internet sitesindeki haber 


Gerçek sahibinin Tayyip Erdoğan ve ailesi olduğu iddia edilen AKŞAM gazetesinin internet sitesindeki haber 


İslamcı, Selefi, Vehhabi, Modernist olup, Ehl-i Sünnet itikadının düşmanı olduğu ve bu güne kadar yüzlerce yalan haber yaptığı bilinen HABER 7'nin internet sitesindeki haber 


Haber 7 internet sitesinde, 17 Aralık dinlemelerinin montaj olduğuna dair, saygın kuruluşların ve uzmanların adı kullanılarak da yalan haberler yapılmıştı ve yalancılığı bir iki gün içinde gözler önüne serilmişti. Yine, her seçim ve referandum öncesinde, 'Süleymancılar da AK parti dedi' ya da 'Süleymancılar da EVET diyecek' şeklinde ve seçimlere ramak kala yapılan yalan ve art niyetli haberler, İslamcı samimiyetsizlerin arasında en sık da Haber 7'de yer aldı. Haber 7'nin yalanları, yönlendirmeleri ve işlediği suçları anlatmak için cilt cilt eser ya da uzun saatler süren belgeseller hazırlamak mümkündür. 

Sabetaycı gizli Yahudi Turgay Ciner'e ait olup, bir zamanlar bizi ''Atatürk düşmanı'' ilan edip sürmanşetten bütün Türkiye'ye hedef gösteren, bir tek açık adresimizi vermeyen sözde gazetenin, özde paçavranın internet sitesindeki haberi 


Türkiye'deki Yahudilerin ve gizli Yahudilerin cemaat gazetelerinden biri olup tarihi boyunca yoğun oranda Sabetaycılar, gizli Yahudiler, gizli Ermeniler, Masonlar barındıran ve bu kadrosu üzerinden Türk milleti ile devletine verdiği maddi ve manevi zararı tam olarak anlatmaya bir ömür gerekecek olan Hürriyet Gazetesi isimli paçavranın internet sitesindeki haber 


Hürriyet'te bu gün bile, gizli Yahudi Ayşe Ar-man Dor-men imzası ile, 'Kur'an'da kadın ile erkek arasında ayrım yok'' başlığı ile yayınlanan yazıya bakıp, Hürriyet'in kime, nasıl bir inanç ve zihniyete ait olduğunu ve ne yapmak istediğini anlamak mümkündür. Bu gün ahlaken yaşanmaz bir Türkiye gerçeği ile karşı karşıya isek, bunun en büyük sebeplerinden birinin Hürriyet ve Milliyet gibi gizli Yahudi pusuları olduğunu ispat etmeye on binlerce haberleri, yazıları delil olacaktır. 

Bir zamanlar Sabetaycı Dinç Bilgin ile ismi özdeşleştiği halde, şu sıralarda gerçek sahibinin Tayyip Erdoğan ve ailesi olduğu iddia edilen SABAH gazetesinin internet sitesindeki haber 



Yeni Şafak... Ne olduğunu ve ne olmadığını bütün Türkiye hatta AKPKK destekçisi vatandaşlar bile biliyor. Anlatmaya gerek bile yok. İşte bu paçavranın internet sitesindeki haber 


Bir Siyonist pususu olan AKPKK'nin kurulmasında ve yönetilmesinde en etkili isimlerden biri olan ve şimdilerde AKPKK'nin gizli Başbakanı denilen gizli Yahudi Cüneyt Zapsu ve Karay Yahudisi Murat Ülker ile de çok sıkı fıkı olan Sabetaycı Ferit Şahenk'e ait olan, kadrosunda yoğun oranda gizli Yahudiler, gizli Ermeniler ve Masonlar barındıran NTV'nin internet sitesindeki haber 


NOT: Bu gazete denilen paçavraların hepsinin de sahipleri, sorumluları ve gazetecileri, AKPKK'nin de, Erol Olçak ya da Olçok'un da ne olduğunu, çalıştıkları yerlerin de aslında ne olduğunu ve kısa bir süre sonra bütün bu hukuksuz sistemleri çökünce, hep beraber yargılanacaklar arasında olduklarını kesinlik derecesinde biliyorlar. Çok yaklaşmış olan o gün gelene kadar, bir yerlerde, hep yaptıkları gibi 'Türkiye Türklerindir', 'Yetimin hakkı', 'Benim başörtülü bacım', 'Camiye ayakkabılar ile girdiler', 'Başörtülü kadını linç ettiler', 'İslam dini şöyledir, böyledir', 'Şanlı tarihimizde şu mesele şöyledir' v.s. şeklinde haberler yaptıklarında, buraları gösterirsiniz. Biz Müslümanlar, İslamcılığa da, onları piyon yapan gizli Yahudi ve Ermenilere de, onları da oynatan CIA ve MOSSAD'a da, onları da yöneten Siyonizme de, asla geçit vermeyeceğiz.

Bir değişik Tayyip Erdoğan hikayesi | Mehmet Fahri Sertkaya

akademi dergisi, mehmet fahri sertkaya, deniz baykal, recep tayyip erdoğan, bülent arınç, içimizdeki israil, cia, mossad, kürt yahudileri, beyaz saray, cüneyt zapsu, A101, BİM, chp,

➥ Sabetaycı gizli Yahudi Deniz Baykal Boşbakan yaptı.


Bu sırada Sabetaycı Yahudi olup Deniz Baykal'ın yakın akrabası olan Bülent Arınç da yanındaydı...

➥ Gizli Ermeni Devlet Bahçeli de bu süreçte elinden geleni yaptı. Sonra, o kadar şaibeli kararları üst üste alıp tepkileri üzerine çeke çeke onu iktidara getirdiği yetmezmiş gibi, hep tek başına iktidarda kalması için ne gerekiyorsa yaptı. 

➥ Gizli Ermeni olup aynı gizli teşkilat tarafından CHP'nin başına getirilen Kemal Kılıçdaroğlu da üzerine düşeni hep yaptı. Şu referandum skandalının ardından, CHP tabanı Kılıçdaroğlu'nu göndermeye çalışıyor ama parti onun benzerleri ile dolu ve taban neler döndüğünü hala bilmiyor. Demokratik cumhuriyetle yönetilen bir ülkede yaşadıklarına inandırılmışlar, öyle döndürülüp duruyorlar. 

➥ CIA raportörü olup "gölge CIA" denilen İbrahim Kalın, onu hiç yalnız bırakmadı. 

➥ 'CIA casusu' olduğu ve en baştan Tayyip'in yanına verildiği iddia edilen Ömer Çelik'in, bu kadar vasıfsız ve silik haline rağmen, hala acayip bir konumu var ve bu kısmı hala hiç kimse anlamadı. 

➥ Kürt Yahudisi olup Musevi Kutsal bursu ile okutulan, Beyaz Saray'a yeminli tercümanlık yapan, Amerika'da barlarda güzellik yarışmaları da tertip eden Egemen Bağış'ın da hakkını yememek lazım. En baştan beri yanında olanlardandı. Daha doğru ifade ile, en baştan beri yanına konulanlardandı. 

➥ Bir yanı Kürt Yahudisi, bir yanı Sabetaycı Yahudi olan, bir zaman BİM'in ortaklarından olup sonra A101'i kuran, 'gölge başbakan' ve 'CIA casusu' denilen, belediye başkanlığı zamanlarından bu güne Tayyip'i Tayyip yapan adam olan ve başbakanlığa getirirken de ABD konsolosluğunda Tayyip'i kamera kaydına alıp "Şunları şunları yapacağına söz ver" dediği iddiaları basında sıklıkla yer bulan, bu şart koştukları arasında 'Anayasa değişimi' yani "başkanlık" da bulunduğu iddia edilen Cüneyt Zapsu'nun payı ise, diğerlerini katlar. 

Daha böyle çok isim ve hadise var, bir girsek, henüz özetlemişken akşam olur, karanlık basar. 

Böyle bir geçmişe, bunca somut delilli suça ve şimdi de çalınan bir referanduma rağmen ona hiç sorun çıkarmayan İçimizdeki İsrail'in,İçimizdeki Ermenistan'ın, Masonların payını da küçük görmemek lazım. 

Sahte diplomalı sözde Cumhurbaşkanından sonra, işte böyle böyle, bir de sözde başkanları oluyor ve sanki "onların" değil de bu milletin başkanı oluyor. Bu sözde başkanın, hala seçim sonuçları netleşmediği halde, HAYIR'ın önde olduğuna konunun bütün uzmanları ve hukukçular kani olduğu halde, başkanlık havasına, zafer havasına girmiş olması bir yana, bu hava ile şu iki gündür yaptığı konuşmalar, bizi nerelere sevk edeceklerini açıkça gösteriyor. 


25 Nisan 2017 Salı

'Sarraf'ın Türkiye'de üst düzey hükumet yetkilileriyle çalıştığını kanıtlayacağız' | Akademi Dergisi

akademi dergisi, mehmet fahri sertkaya, rıza sarraf, recep tayyip erdoğan, gerçek yüzü, iran, yolsuzluk ve usulsüzlükler, michael mukasey, hukuk, adalet,

ABD'de tutuklu olarak yargılanan işadamı Rıza Sarraf, dün New York'ta çıktığı duruşmada hakkındaki 'İran yaptırımlarını ihlal etme' suçlamalarını bir kez daha reddetti. Savcılık makamını temsilen konuşan Dennis Lockhard "Sarraf'ın ve işbirlikçilerinin hem İran hem de Türkiye'de üst düzey hükumet yetkilileriyle çalıştığını kanıtlayacağız" dedi.

New York Güney Bölge Savcılığı'nın odağındaysa Sarraf'ın avukatları vardı.

Savcılık makamını temsilen konuşan Dennis Lockhard, Sarraf'ın işlediği iddia edilen suçların 'ABD'nin ulusal güvenliğinin tehlikeye atılması' anlamına geldiğini ifade ederek, tutuklu işadamının avukatları eski New York Valisi Rudolph Giuliani ile eski Adalet Bakanı Michael Mukasey'in müvekkillerinin işlediği suçları olduğundan küçükmüş gibi göstermeye çalıştığını söyledi.

BBC Türkçe'nin haberine göre, Lockhard, "Mukasey ve Giuliani, Sarraf'a yöneltilen suçlamalarda nükleer teknoloji transferi ya da silah ticaretinin söz konusu olmadığını söylüyorlar. Oysa İran Devrim Muhafızları, yaptırım kapsamındaki İran bankaları ve Tahran yönetimi Sarraf sayesinde uluslararası finansal sisteme erişim sağlayabiliyordu" diye konuştu.

Lockhard, hakim Richard M. Berman'a "Sarraf'ın ve işbirlikçilerinin hem İran hem de Türkiye'de üst düzey hükumet ve banka yetkilileriyle birlikte çalıştığını, İran'ın o dönemdeki Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad'a bizzat mektup yazarak yardımcı olmak istediğini kanıtlayacağız" dedi.

'AVUKATLAR DAVAYI BULANDIRMAYA ÇALIŞTILAR'

Lockhard ayrıca Giuliani ve Mukasey'in Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'la da görüşme talebinde bulunduğunu ifade ederek, "Bunun basına sızdırıldığını iddia ederek davayı bulandırmaya çalıştılar. Halbuki açıklama yeminli ifadelerindeydi" dedi.

Giuliani ve Mukasey mahkemeye sundukları ifadede "ABD ve Türkiye'deki üst düzey yetkililer ABD'nin güvenliğini güçlendirecek bir uzlaşmaya sıcak bakıyor" demişlerdi.

Giuliani aynı ifadede ayrıca Türkiye'deki temasları sırasında Cumhurbaşkanı Erdoğan'la da görüştüğünü söyleyerek, uzlaşı için zemin arayışında olduğunu belirtmişti.

Giuliani'nin hukuk danışmanlık şirketinin Türkiye hükumetinin avukatlığını üstlendiğini hatırlatan Lockhard ise, bu durumun Sarraf davasında çıkar çatışması yarattığını vurguladı.

Rıza sarraf'ın avukatlarından Ben Brafman savcılık makamının açıklamalarına yanıt vermezken "Sessizliğimin Lockhard'ın sözlerine katıldığım anlamına gelmesini istemiyorum" demekle yetindi.

ABD'de gözaltına alınıp tutukalan Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla da Rıza sarraf'la birlikte duruşmadaydı.

Mahkemenin Sarraf'ın avukatları Giuliani ve Mukasey'e Atilla'nın davasına da müdahil olup olmayacaklarını sorması üzerine iki avukat konuya ilerleyen günlerde karar vereceklerini, Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Atilla'nın kefaletle serbest bırakılması talebini hazırladıklarını söylediler.

23 Nisan 2017 Pazar

'Geriye ya iç savaş ya da onun öldürülmesi kalıyor.' | Akademi Dergisi

akademi dergisi, mehmet fahri sertkaya, philippe moreau defarges, anadolu ajansı, recep tayyip erdoğan, iç savaş, cumhur başkanı, tercüman gazetesi, gerçek yüzü, mossad,

Fransız siyaset bilimci Philippe Moreau Defarges, bir Fransa kanalında, MOSSAD'a çalıştığı ispat edilen sahte diplomalı sözde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile ilgili konuşarak, "O zaman geriye ya iç savaş ya da bunu söylemek zor ama onun öldürülmesi kalıyor" dedi.

Fransız siyaset bilimci Philippe Moreau Defarges, ekonomi kanalı BFM Business'de katıldığı bir programda, eşek etinden sucuk yapıp satarken suç üstü yakalanıp Tercüman gazetesine fotoğrafı ile birlikte manşet haber olduğu iddia edilen ve hayatı skandallarla dolu olan sahte diplomalı sözde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan hakkında açıklamada bulundu.

Fransız haber ve ekonomi kanalı BFM Business tarafından yayınlanan "Dünyada 7 Gün" isimli programa konuk olan Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (IFRI) siyaset bilimi uzmanı Philippe Moreau Defarges, Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) üyeliğinin mümkün olmayacağını, üyelikle ilgili bir anlaşma imzalansa bile 27 üye ülkeden her birinin bunu onaylaması gerektiğini söyledi.

'GERİYE YA İÇ SAVAŞ YA DA...'

Anadolu Ajansı'nın aktardığı habere göre, Defarges, "Türkiye'deki halk oylaması hakkında da referandum sonuçlarına itiraz edilmesi için hukuki yolların kapandığını savunarak itirazların sonuçsuz kalacağını" ifade etti. "Türkiye'de bir tıkanıklığın olduğunu" söyleyen Defarges, "O zaman geriye ya iç savaş ya da bunu söylemek zor ama onun (Erdoğan) öldürülmesi kalıyor" dedi.

Sunucunun "Bir cinayeti meşru gösteremezsiniz" şeklindeki itirazına Defarges, "bu yöntemin ve tartışmalarının yüzyıllardan beri sürdüğünü, büyük dinlerde bile bu yönde tartışmaların yaşandığını" savundu.

Kaçak Saray'da 'Aman Reis'in kulağına gitmesin' paniği | Akademi Dergisi

kaçak saray, cumhur başkanı, saray, gerçek tayyip erdoğan, recep tayyip erdoğan, akademi dergisi, lüks,

Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda görevli bir kişinin test sürüşü için bir TIR dolusu aracı Saray'a getirttiği, daha sonra bu kişinin görevden alınıp başka bir kuruma gönderildiği ortaya çıktı.

Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda görevli bir kişinin test sürüşü için bir TIR dolusu aracı Saray’a getirttiği daha sonra bu kişinin görevden alınıp başka bir kuruma gönderildiği ortaya çıktı.

Cumhuriyet gazetesi yazarı Çiğdem Toker, bugünkü yazısının “Saray ’da deneme sürüşü” başlıklı bölümünde, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ndan bir kulis bilgisi aktardı.

'SARAY’IN KAPISINA BİR TIR YANAŞMIŞ'

“Bazı ‘kulis’ler öyle şaşırtıcıdır ki, üzerinden zaman geçmiş olsa da anlatmayı hak eder” diyen Çiğdem Toker şöyle devam etti:

“Hikâyemiz geçen yılın ortalarında geçiyor. Kahramanımız ise Cumhurbaşkanı ile yakın çalışan bir isme yardımcı hizmette görev yapıyor. Olayımız, kahramanımızın, her duyanın ağzını açık bırakan bir icraatı. Ve sonrasında Saray’dan uzaklaştırılış. Tabii icraat dediysek, kamu yararına bir işlem gibi düşünülmesin. Kahramanımız bir otomobil sahibi olmak istiyormuş ve bunun için de lüks bir markanın Ankara servisini arayıp bir deneme aracı istemiş. Kısa süre sonra Saray’ın kapısına bir TIR yanaşmış. Evet, içi kahramanımızın istediği otomobilin değişik birkaç modelinin bulunduğu paletli bir TIR.”

'BİR SARAYA ARABA İSTEMEK EKSİK KALMIŞTI'

Çiğdem Toker, güvenlik amirlerinin olaya el koyduğunu ifade ederek yaşananları şöyle aktardı:

“Deneme arabalarının kime gittiğini öğrenince aradıkları kahramanımız sadece bir araç istediğini söylediyse de o TIR Saray’a sokulmadan geri gönderilmiş.

Tabii işin en önemli kısmı da unutulmamış. Meselenin ‘Reis’in kulağına gitmemesi’ için muazzam bir dikkat gösterilmiş. Ve kahramanımızın aynı görevde kalması uygun görülmemiş. Bugün yıldızı sönmüş olsa da, zamanın gözde kurumlarından birine orta düzeyde yönetici olarak gönderilmiş.

Hiçbir şeye şaşırmadığımız bu devirde, bir tek bürokratın Saray’a test sürüşü için araba istemesi eksik kalmıştı. O da oldu nihayet.”

| Akademi Dergisi

19 Nisan 2017 Çarşamba

Hala mı organize bir suç, terör ve ihanet faaliyeti olduğunu göremiyorsunuz? | Mehmet Fahri Sertkaya

akademi dergisi, mehmet fahri sertkaya, doğu perinçek, recep tayyip erdoğan, FETÖ, kemalizm, ulusalcılar, vatana ihanet, cemaat, tarikat, suç, terör,


Ben de "Erdoğan'ı elimize düşürdük. Erdoğan Kemalizme teslim oldu. Birlikte bütün cemaat ve tarikatların kökünü kazıyacağız" diyen Doğu Perinçek olsaydım, bu şartlarda, bu yazdıklarından ve yaptıklarından başka bir şey yazmazdım, yapmazdım. Çok önceden bunun böyle olduğunu, Perinçekçi Ulusalcıların HAYIRcı olmadıklarını ama bunu tabanlarına anlatamayacakları için rol yaptıklarını yazmıştım. Ortada FETÖ bahanesi ile, baştan sonra hukuksuz şekilde bir Müslüman tasfiyesi olduğunu da yazmıştım. Planlar devam ediyor... Bu suç, terör ve ihanet örgütlenmesinin kanun tanımadığı, tanımayacağı da, yargıyı emir eri yaptıkları da açıkça görülüyor. 



Oysa, asıl paralel devlet operasyonları, bu şahsa ve devletin başındaki kişiyi eline düşürürken yardım ve yataklık yapan çevresindeki bütün herkese karşı yapılmalıdır. Derhal, bu çetenin ve bu çetenin eline düşürülmüş Erdoğan'ın yargılanması, hak ettiği cezaları alması ve devlet kadroları içindeki Müslümanların tasfiyesine dönüşmüş hukuksuz operasyonların durdurulması gerekmektedir.



Şu kısacık videoyu bir izleyin!







Doğu Perinçek'in aslında ne olduğu belli ve herkes biliyor. İşte bu da Erdoğan'ın vatana ihanetinin somut ispatı:


LÜTFEN, aşağıdaki bu yazıyı ve yazının altında verilen linklerdeki yazıları, BİMER'e ve Siber Suçlar'a şikayet edin ve üzerine şu kısa notu düşün:



➥ Sayın yetkili! Böyle bir yazı paylaşılmıştır. Bu durumda yazılanlar doğru ise, an itibari ile hukuki dokunulmazlığı da bulunmayan Recep Tayyip Erdoğan'ın tutuklu yargılanmasını, devletimizin ve milletimizin güvenliğinin tehlikeye düşmesine izin verilmemesini, şayet yazılanlar doğru değil ise yazarının tutuklu yargılanmasını ve bu ülkenin muz cumhuriyeti olmadığının kanun yolu ile ispat edilmesini talep ediyorum. Şikayetimin neticesinin tarafıma iletilmesini de rica ediyorum. 


***
İŞTE VATANA İHANETİN ONLARCA İSPATINDAN BİRİ DAHA...




YILLAR OLDU, YALANLAYAMADI. 

CIA ve MOSSAD'a çalıştığı onlarca somut delil ile ispat edilebilen Tayyip'in, bu defa, Wolfowitz'e gönderdiği mektubunu konu ediyoruz: 

ABD'nin Türkiye'yi de bölen Büyük Ortadoğu (Gerçekte Büyük İsrail) Projesi'nin görevlisi olduğunu her fırsatta söyleyen Tayyip Erdoğan'ın 4 Kasım 2002 tarihinde yani seçimlerden 1 gün sonra ABD Savunma Bakan Vekili Siyonist Paul Wolfowitz'e yazdığı ve özgür bir devletin özgür bir hukuk sisteminde KESİNLİKLE ihanet olarak değerlendirilecek mektubu aşağıdaki gibidir: 

Dr. Paul Wolfowitz
Savunma Bakan Vekili
Pentagon
Washington DC, 20301
Ford
4 Kasım 2002

Değerli Dr. Wolfowitz, 

Ülkelerimiz arasındaki tarihsel ortaklık ve dostluğun gelecekte de sürmesi ümidimi paylaşmak için, bu mesajımı ortak dostlar aracılığıyla doğrudan size ulaştırmak isterim.

Seçim sonuçlarını bizim genelkurmay saflarında biraz rahatsızlık yaratmış olabileceğinden, resmî konumunuz gereği, hiç kuşkusuz haberdarsınızdır. Bilmenizi isterim ki, onların Türkiye'nin müreffeh, seküler (dinden uzak) ve birinci dünya topluluğunun güvenilir bir üyesi olması ümitlerini partim ve ben de paylaşıyoruz. Ve geçmişte hiç olmadığı kadar birleşmiş olan ülkemizin çıkarları için en iyisi olacak şekilde birlikte çalışabileceğimiz kanaatindeyim.

Bu amaçla, Org. Özkök ile mümkün olduğu kadar kısa sürede mahrem, özel bir toplantı yapabilmeyi ümit ediyorum. Özel cep numaram şudur: 0533 7…

Bu yardım ve ülkeme geçmişte gösterdiğiniz dostluk için çok teşekkürler. 
Sizinle kişisel olarak görüşmeyi sabırsızlıkla bekliyorum. 

Samimiyetle sizin olan, 
Recep Tayyip Erdoğan
Genel Başkan

****
Henüz başbakan değildi ve başbakan İngiltere Kraliçesinden Dizbağı Nişanı almış Abdullah Gül'dü. Erdoğan için "Artık muhtar bile olamaz" ve "Siyasi hayatı sona erdi" manşetleri atıldığı günlerden, böyle günlere gelinmiş ama başbakan olmamıştı.

Tayyip Erdoğan, bu mektubunu 3 Kasım seçimlerinden bir gün sonra ABD Savunma Bakan Vekili Paul Wolfowistz'e yazdı. 

Mektubu özel kurye ile gönderen Erdoğan, özel cep telefonu numarasını da bu mektuba yazmış. Erdoğan mektupta, Genelkurmay'ı, 3 Kasım 2002 seçim sonuçlarından rahatsız olduğu gerekçesiyle, ABD Savunma Bakan Vekiline şikâyet etti. Genel Kurmay Başkanı Org. Hüseyin Hilmi Özkök, 1 Mart 2003'te tamamen ABD ve İsrail menfaatleri gözetilerek meclisten geçirilmek istenen "sınır dışı operasyon" yani savaş tezkeresinin geçmesine mani olan isimlerin başında geliyordu. 

'Karanlık adam' lakaplı, 'CIA casusu' denilen Cüneyt Zapsu daha sonra medyaya da yansıyan "Tezkereyi askerler geçirtmedi. O elinden geleni yaptı. Onu logara-deliğe süpürmeyin, ondan faydalanın" sözleri ile süre kazandı. Gizli Yahudi kökenden geldiği halde İslamcı bir görüntü veren Zapsu, Tayyip'i elinden tutarak, siyasi yasaklı iken onu alıp batı ülkelerinin liderleri ve hatta Evanjelik Bush ile bile görüştüren, Beyaz Saray tarihinde, resmi bir vasfı/konumu olmadığı halde başkanın görüştüğü tek kişinin Tayyip olmasını sağlayan kişiydi. Şimdi Sabetayist Şahenkler ile ciddi ticari ilişkiler içinde olan Zapsu, en son, Telsim'in peşkeş çekilmesinde etkin rol oynadığı telefon ve faks kayıtları ile meydana serilince tepkilere daha fazla dayanamayıp geri çekildi. 

Erdoğan, Zapsu ve benzeri şaibeli kişilerin telkinleri ve yönlendirmeleri ile Wolfowitz'ten Türkiye Cumhuriyeti Genelkurmay Başkanı ile kendisi arasında ara buluculuk yapmasını istedi. Erdoğan'ın mektubundaki "Bu yardım ve ülkeme geçmişte gösterdiğiniz dostluk için çok teşekkürler. Sizinle kişisel olarak görüşmeyi sabırsızlıkla bekliyorum. Samimiyetle sizin olan," sözleri de bir "amir-memur" ilişkisini yansıtıyordu.

Tayyip Erdoğan, mektubu bu güne kadar YALANLAYAMADI.

Yine Tayyip Erdoğan, 2003 yılında ABD'nin önde gelen gazetelerinden birine bir köşe yazısını gönderdi ve bu yazısında "Kahraman kadın ve erkek Amerikan askerlerinin, mümkün olan en kısa sürede, sağ salim evlerine dönebilmeleri için duacıyız" cümlesini kurdu. Sonrasında yükselen tenkitlere, tepkilere ise sessiz kaldı. Hala bu köşe yazısını ve bu sözlerini de yalanlayamadı. 

AKP'nin tamamen MOSSAD-CIA üzerinden Siyonist örgütlenmelerin kontrolünde kurulmuş bir proje partisi olduğunu, Abdurrahman Dilipak'ın da bir dost meclisinde dillendirdiği, uzun yıllar sonra meydana çıktı ve birkaç yıl evvel medyada geniş yankı buldu. 

Yine tezkere geçmeyip ABD zor durumda kalınca Türkleri ve Türkiye'yi Deccal olarak gören ve Armagedon'da Türklerle savaşacaklarına inanan Evanjelik akımın mensubu olan başkan Bush, Türk gazetecilere dönerek "Biz sözümüzü tuttuk. Söyleyin başbakanınıza, o da sözünü tutsun" diyerek tepki gösterdi. 

Siyonistlerin 40 yıldan fazla bir süredir, bütün ortadoğuyu ele geçirmek ve Armagedonu yaşamak istedikleri, İkinci İsrail olarak bilinen ABD'yi bu maksatla kullandıkları, mürekkep yalamış herkesin çok iyi bildiği gerçekler. Adnan Kahveci'den Özal'a, Eşref Bitlis'ten Gaffar Okkan'a ve Muhsin Yazıcıoğlu'na kadar her kim ki bu projelere mani olmak istedi, hepsi ortadan kaldırıldı. Yüzlerce isimsiz kahraman bu planlara mani olmak için her bedeli ödedi.


Ayrıca bkz: 

➥ Erdoğan ve ailesinin, IŞİD terör örgütü ile bağlantılarının somut delilleri: https://goo.gl/zZ8Lfh

➥ 'Erdoğan'ı deliğe süpürmeyin. Onu kullanın':https://goo.gl/VNTlfO

➥  İhaneti görenler anlatıyor, Erdoğan MOSSAD'a çalışıyor: https://goo.gl/MXDEjN

➥  17 Aralık dinlemeleri, kanunsuz dinlemeler de değil, suç da değil: https://goo.gl/TDBO2w

➥ En tepede "O" var. Yolsuzluk ve rüşvet zincirinde bütün yollar Başbakana çıkıyor:https://goo.gl/z9agve

➥ Erdoğan'ın danışmanı, aslında 'gölge CIA':https://goo.gl/oMt1Df

➥ Erdoğan'ın özel danışmanı Cüneyt Zapsu etrafında, Türkiye'de aslında neler dönüyor:https://goo.gl/KuCo5J

➥ Devlet Bahçeli bir gizli Ermenidir. Bizden gözüken bir ihanet çetesinin üyesidir:www.GercekDevletBahceli.blogspot.com

Bunlar gibi hiç abartsızı yüzlerce blog, binlerce yayın/paylaşım mevcuttur. 'Akademi Dergisi' ve 'Mehmet Fahri Sertkaya' kelimeleri ile birlikte aratırsanız, kolayca bulabilirsiniz. 

Bu güne değin en çok tıklanılanlar