14 Temmuz 2017 Cuma

Bak şimdi... Oku şuraya yazdıklarımı, ağır mı, hafif mi, sen karar ver | Yeni Şafak paçavrası yazarı Yusuf Kaplan'ın Twitter paylaşımına dair... | Mehmet Fahri Sertkaya

akademi dergisi, mehmet fahri sertkaya, 15 temmuz, darbe tiyatrosu, darbe, yusuf kaplan, yeni şafak, gerçekleri, akp'nin gerçek yüzü, ışid, FETÖ, recep tayyip erdoğan,

Bak, şimdi... Oku şuraya yazdıklarımı, ağır mı, hafif mi, sen karar ver. 


An itibari ile o kim ve sen kimsin, sen karar ver. 


'Kahraman' anlamına gelen 'Hero' yazılı tişört ile duruşmaya gelen ''SANIK'', 


''Cezaevinden bana üç tişört verildi. Müşteki avukatları hangi tişörtü giymemi istiyorsa getirsinler onu giyeyim. Bu tişörtü bana cezaevi yönetimi verdi. Bugün için duruşmaya katılmayacağım' dedi ve ceza evi yönetimi hakkında soruşturma çoktan başlatıldı ve bu, senin de okuduğun söz konusu haberlere AÇIKÇA yansıdı. 


SANIK, slogan atmadı, kimseye hakaret etmedi, taşkınlık sergilemedi, tartışmaya bile girmedi. İnadına o tişörtü giyip mahkemeye çıkacak özelliklere sahip kişilerde hep görülen tavırları hiç sergilemedi. Yaşanana güldü geçti ki, olaylar baştan beri onun iddia ettiği gibi yaşanıyorsa ve bu defa tişörtü de ceza evi yönetimi vermişse, baştan beri iddia ettiği gibi ortada "adalet" diye bir şey olmadığına inanıyorsa, devletin, adalet sisteminin bu haline ben de onun gibi güler geçerdim. Burada gülüp geçebilmek suç değil, herkesin başaramayacağı bir sabır derecesi olurdu. 


Hala sadece bir sanık olan ve hakkında kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunmayan Astsubayın, bir tek edepsizliği bile görülmedi ama bu gülüşü bile saygısızlık olarak kayda geçildi. Çünkü mevcut şartlarda, 15 Temmuz tiyatrosu sergileyenlerin talebi ile SANIĞIN, senin kafandan ve senin duruşundan olanların çok sayıda olduğu şu acayip ve neye hizmet ettiği belli olan medyada, milletimize bu şekilde tanıtılması gerekiyordu. Bu isteniyordu. 


Üzerinde hero yazılı tişört bulunan SANIĞIN, üzerine atılı suçu işlediğini, vatan haini olduğunu, darbeci olduğunu henüz yargılandığı mahkeme bile ispat edip karara bağlayamadı. Bu mahkeme bunu karara bağlasa bile, adalet olmadığını iddia edip duran sanık, çok muhtemel ki, netice alamayacağını bile bile üst itiraz mercilerine başvurup, kararı temyiz edecek. Yani neyin ne olduğunun kesinleşmesi, hala epeyi bir zaman alacak. Buna rağmen, bu şartlara rağmen sen kesin/somut ve her türlü şüpheden uzak deliller ile ispat edebildiysen, çok da ağır söylememişsin. Yok ispat edememişsen de söylediysen, ben bir şey demem ama birileri çıkıp;


➥ "Asıl sen ahlaksızın tekisin. Hak, hukuk tanımaz vicdansızın tekisin. Müfteri alçağın tekisin. Siyonistlerin AKPKK projesinin köpeğisin. Amerikan askerlerine dua edenlerin, İzmir'i Haçlı seferine merkez üs yapanların, BOP söylemleri ile ümmeti Siyonistlere ve Haçlılara satanların köpeğisin. Zinayı, evlilerin zinasını, misyonerliği, domuz etini, ibneliği serbest bırakanların köpeğisin. 17 Aralık'ta somut delillerle gözler önüne serilmiş binbir türlü suçu görmezden gelip suçlulara kuyruk sallayabilen, kemik atıldıkça daha fazla kuyruk sallayabilen köpeğin tekisin. Gerçek FETÖ'cülerin köpeğisin. Yüz binden fazla suçsuz, günahsız ve haklarında iddianame bile yazılamamış müslümanın, hukuksuz bir şekilde devletten tasfiyesini ve yerlerine PKK'lilerin, Komünistlerin, gizli Ermenilerin, gizli Yahudilerin, bölünme/özerklik isteyenlerin getirilmesini alkışlayabilecek kadar hain bir köpeksin. Yunan burnumuzun dibindeki, kimisi Büyük Ada'dan bile büyük 18 adayı işgal ettiği halde, millet buna isyan ettiği halde müdahale etmeyen CIA güdümlü vatan hainlerinin menfaati ve siyasi çıkarları için, ihanet suçlarını işleyenler için, vatan ve din edebiyatı yaparak yalan yanlış ve hatta iftiralar ile yazılar yazan, gerçekleri bile bile örten ve yalanlara inanılmasını isteyen bir köpeksin. Bütün bunları, dinimizi ve değerlerimizi alet ederek alkışlayabilecek ve parti görünümlü bir suç ve ihanet örgütüne gönüllü hizmet ederken dinimizi de araç edinecek kadar mel'un bir uyuz köpeksin' 


derse, bu mealde cümleler kurarsa, sen ne cevap verirsin, o da benim meselem değil. Sizin aranızdaki mevzu olur. Hala savunup destekleyebildiğin ve ismi de Adalet olan, parti görünümlü bir suç, terör ve ihanet örgütü tarafından hukukun ırzına geçildiği bir dönemde, hangi kalem erbabı sana, bu partiye hizmet veren sana karşı bu gibi cümleler yazar, yazabilir, o da ayrı bir husus... Yazarsa haklı mıdır, haksız mıdır ayrı bir tartışma konusudur, herkes kanaatini belirtir, yanına delilini getirir ama kesin olan şu ki, birisi çıkıp, herhangi bir gerekçe ile sana ve benzerlerine karşı bu gibi cümleler yazsa, kendi ipini çekmiş olur. Çünkü yargı emir eri olmuş, senin dinimizi ve değerlerimizi alet ederek şakşakladığın siyasi kadro artık istedikleri kişileri delil, ispat, şahit olmadan istedikleri gerekçe ile istedikleri kadar yatırmayı deniyor, bu da bir yana, artık çok sıkıntı çıkartanları kaçırıp işkence ile öldürüyorlar. 


Yalnız, ben medeni bir insan olarak, sana;


➥ 15 Temmuz'un darbe tiyatrosu olduğunu ilk anlardan bu güne, abartısız yüzlerce somut delil ile ispat ettiğimizi... Bu ispatların arasında Tayyip'in o gece, o otelden, ilan edilenden çok farklı bir saatte ayrıldığını, sözde Tayyip'i almaya giden ve sözde darbeci askerlerin, otelin yerini bile bilmeyip etraftakilere adres sorduğunu ispat ettiğimiz delillerin bulunduğunu...


 Bu hususlara dair yüzlerce ciddi yayınımıza, Tayyip'in kendisi ve CIA bağlantılı casus danışmanları ve senin gibi sözde gazeteciler dahil hiç kimsenin, hiçbir zaman karşılık bile veremediğini... 


 Bu yayınlarımıza verilebilen tek karşılığın, Boşbakanlık makamı da bu vahim/büyük suça alet edilerek, hukuksuz bir şekilde yayınlarımıza ve sitelerimize erişim engeli koymak olduğunu... İstersen bu yüzlerce yayınımıza, şu saatten sonra bile olsa senin cevap vermekte özgür olduğunu...


 AKPKK'nin aslında ne olduğunu, misyonerlik, vatana ihanet, vurgun, soygun, yalan, dolan, peşkeş, cinayet, katliam, savaş ve terör suçlarına kadar, IŞİD ile ortak petrol kaçakçılığına kadar, organ mafyalarına hizmet için yasa değiştirmesine ve hastahaneler zinciri kurmasına kadar, ülkedeki uyuşturucu ticaretinin ve mafyaların AKPKK'li bakanlarla bağlantılarına kadar, sekiz senedir, abartısız binlerce somut delil ile ispat ettiğimizi...


Hatırlatmak istiyorum. 


Sana, bu sanığın geçmişteki ifadelerinden birkaç kısmı göstermek istiyorum. Pek umulmaz ama belki enine boyuna düşünür, değerlendirir ve an itibari ile nerede durduğuna, neleri alet ederek nelere/kimlere hizmet ettiğine, ne gibi veballere ortak olduğuna, nasıl bir yerde/konumda durup da bunlara rağmen bir de dindar ve vatansever bir kimlik yansıtarak kimlere nasıl davrandığına bir bakar, değerlendirirsin. İşte ifadelerinden bazı kısımlar: 


 "Görev için her zaman tetikteyiz. Malzemeleri hazırlıyorduk. Ortam çok karışıktı. Depoda Çanakkale ruhu vardı. Şarjörlerimiz yeleklerimize sığmıyordu, ama bizler zorla sığdırmaya çalıştık. Biz nereye gittiğimizi anlamadık"


 "Bir insan bir gecede terörist olmaz. Ben bir gecede terörist oldum. Burada bulunanların düğünü vardı, ama gelip görevi kabul ediyor. Hangi asker bunu kabul eder"


 "Marmaris'e gittiğimizde polisler, ikazda bulunmadan ateş etti. Bunu hala anlayabilmiş değilim. Ben hiç ateş etmedim. Mermilerin altında sürünerek araziye geldik. Araziye gittiğimizde, telefonumu açtığımda Cumhurbaşkanı'na gittiğimizi, oyuna gelerek Cumhurbaşkanı'na götürüldüğümüzü anladım. Taner binbaşı (Taner Berber) rahatsız olduğu için teslim olduk, yakalanmadık. Emniyette ben hukuk olmadığını gördüm"


 "Bilinçli olarak hiçbir canlıya ateş etmedim. Tamamen terör örgütü yöneticisinin Marmaris'te tatil yaptığı ve onu almaya gideceğimiz, mukavemetle karşılaşmayacağımız söylendi" 


 "Taner Berber bize 'Terör örgütü liderine operasyona gidiyoruz. Ölü ya da diri ele geçireceğiz' dedi."


Bir Akademi Dergisi takipçisi, Yeni Şafak paçavrası yazarı Yusuf Kaplan'a dair yazdığımız bu yazımızı kendisine göndermiş ve sonra izah ettiği haller yaşanmış. Yusuf Kaplan, bu yazıyı kendisine gösteren takipçiyi engellemiş ve yorumunu da silmiş. 



Zaten bu takipçinin engellenmesinden de öncesinde, bu yazımızı biz de Yusuf Kaplan'a Twitter üzerinden göstermiştik.


DİKKAT! Bizi, Facebook ve benzeri sansürcü Amerikan/Siyonist sosyal ağlarından sağlıklı şekilde takip etmeniz mümkün değil. Telegram yazılımı kurarak, oradaki Akademi Dergisi grubumuza takipçi olmanız, 
en doğru davranış olur. Telegram Akademi kanalının adresi: www.t.me/AkademiDergisi

15 Temmuz'da sivilleri kim vurdu? Askerler mi, keskin nişancılar mı? | Mehmet Fahri Sertkaya

akademi dergisi, Mehmet Fahri Sertkaya, 15 temmuz darbesi, darbe tiyatrosu, akp'nin gerçek yüzü, hakan fidan, büyük israil projesi, gerçek yüzü, suriye, NATO,

Evet... İşte tam bu karede ve devamında, seri olarak ateş ediyor darbeci(!) askerler. Sanki karşılarındaki insanlara değil de, havada kuşlara ateş ediyorlar. Çünkü namlular hep havaya doğru... Zaten ateş ederlerken görülüyor ki, çok tecrübesiz ve eğitimsiz askerler. Bunlara 25 mt'den hedefe isabet eden atış yapmasını emir etseniz, çoğu isabet edemez. Iskalarlar.


Bu anlardan az sonrasındaki görüntülerde, ateş ettikleri anda, mermiler az ötede asfalta vurup vurup toz/duman çıkartıyorlar. Dikkatle incelendiğinde, çok zor durumda kaldıklarında ayaklara ateş ettikleri ve sadece birkaç kişinin isabet alıp seke seke uzaklaşmak istediği görülüyor.


Keşke, AKPKK suç, terör ve ihanet örgütünün siyasi kadrosunun çağrısı ile sokaklara inen ve ciddi bir kısmı hapçı, tinerci, serseri, şovmen, psikopat olan o tipler de askere değil havaya ve yere sıksaydılar ve teslim olan askerlerin boğazını kesmeseydiler, köprüden atmasaydılar.

Bu şartlarda sivilleri kimlerin vurduğunu mu merak ediyorsunuz? İzleyin:

1- Köprünün ayağındaki çok profesyonel keskin nişancılar: 


Not: AKPKK'ye yardım ve yataklıkta sınır tanımayan hatta aslında AKPKK'ye ait bir kanal olan A Haber'den izleyeceksiniz. Sonraki süreçte AKPKK'nin devlet kurumlarının başına sızmış ve yakın gelecekte vatana ihanetten yargılanacağı kesin olan militanları, resmi açıklamalar ile 'Böyle bir şey yok. Orada keskin nişancılar yoktu. Bunlar şehir efsanesi'' dediler. Aratın, o videoları da bulursunuz. Bunu demek zorundaydılar, çünkü ortada askerlerden bir keskin nişancı yoktu. Yargılama sürecinde işler sarpa saracaktı.

Bir avuç askerle ve de tecrübesiz bir avuç askerle ya da askeri okul öğrencileri ile köprü falan kapatılmazdı. Halk üzerlerine gidiyorsa, orada bir başlarına bırakılmazlar, destek gönderilirdi. Önceden plan yapmış ve gerçekten darbe yapmak isteyen kişiler, oradaki kalabalığı daha toparlanırlarken gaz bombaları ile bile dağıtabilirdi.

Asker, milletini gözünden gerçekten çıkartmışsa, oraya iki helikopter gelip herkesi dağıtabilirdi. Ankara Emniyetinin önüne iki atış yapıldığında, hiç kimse kalmadı... Darmadağın oldular. Orada, köprüde ateş eden keskin nişancılar, ya başında İsrail ile danışıklı dövüştürülerek bir anda ünlü ve kahraman yapılan ama o gün bu gün her yaptığı İsrail'e, NATO'ya, Amerika'ya yarayan Hakan Fidan'ın bulunduğu MİT'in içindeki hain bir kanadın adamlarıydı ya da yine onların Suriye'de, Büyük İsrail projesi gerçekleşsin diye yüzde 80'i sünni müslüman olan Suriye ordusuna karşı kullandığı IŞİD'çi keskin nişancı teröristlerdi ya da bütün bu projelerde kullanılan SADAT'ın adamlarındandı.

2- Siyah transit içindeki, çok sayıda sivili vuran keskin nişancılar da askerler değildi:


3- AKPKK'nin askere aslında ne kadar değer verdiğinin resmidir, Manisa'da defalarca zehirlenen askerlerin, yemeklerini veren AKPKK yandaşı firmanın ettikleri ve askerin yemeğinden bile çalan firma sahibinin AKPKK'li üst seviye siyasetçilerle 'duygusal' bağlantıları. Yine Soma, AKPKK'nin millete ve işçiye ne kadar kıymet verdiğinin resmidir. Mavi Marmara'ya da ilk anlarından itibaren "Danışıklı dövüş. Bu bir tiyatro" derken, tıpkı bu sözde darbeyi afişe ettiğimizdeki gibi tavırlar vardı karşımızda. Gelinen bu noktada, üst seviye bazı eski AKPKK'liler, Mavi Marmara'nın da, Davos'taki One Minute'un da tiyatro ve danışıklı dövüş olduklarını itiraf ettiler. Tekrara gerek yok, bu kadar senedir deşifre edip afişe ettiğimiz bin türlü vahim suç, ihanet, terör ve savaş suçu, vurgun, peşkeş v.s. var.

Bütün bunları, hala dinimizi, değerlerimizi alet ederek müdafaa eden ve 15 Temmuz edebiyatı yapan her kim varsa, bunlar münafığın, karaktersizin önde gidenleridirler. Biz müslümanlar, bunların hiç birini müslüman kabul etmiyoruz.





Bizi, sansürcü Amerikan/Siyonist ağlarından sorunsuz şekilde takip edemezsiniz. Telegram yazılımı kurarak, oradaki Akademi Dergisi grubumuza takipçi olmanız, en doğru davranış olur: www.t.me/AkademiDergisi

Gölge CIA İbrahim Kalın'ın Twitter'dan yaptığı 15 Temmuz şehitleri paylaşımından ne anlamalıyız | Akademi Dergisi

akademi dergisi, mehmet fahri sertkaya, ibrahim kalın, gerçek yüzü, ak parti, cia, 15 temmuz, darbe, darbe tiyatrosu, cüneyt zapsu, recep tayyip erdoğan, içimizdeki israil, sabetayistler,

➥ Kanka! Bu cumhurbaşkanlığı baş danışmanı İbrahim Kalın kimi kastediyor? Kandırılıp köprüye götürülen ve teslim olduğu halde boğazı kesilerek, boğularak ya da köprüden atılarak şehit edilen askerlerimizi ve 'tatbikat var' denilerek tanklarla caddelere salınıp sonra başı boş bırakılan, katledilmeleri için bırakılan ve oyuna geldiğini anlayıp teslim olunca bile katledilen bir avuç askerimizi kastediyor değil mi? Yani benim kafam çok karıştı. 15 Temmuz şehitleri dediği kimler?

➥ Yav oğlum ben sana kaç kere dedim, biraz sosyal medyayı takip et. Bu herife 'Gölge CIA' diyorlar. Stratfor diye bir yer varmış. CIA'nın taşeron kuruluşu mu neymiş. İşte İbrahim Kalın onlardanmış, o yüzden kim olduğu, ne olduğu bilinmediği halde birden Tayyip'in yanına verilmiş ve Tayyip nereye, İbrahim Kalın oraya ayarı çekilmiş. Bunun top sakallı, Masonik sembollü kitapları, gavurların çok saygı duyup itibar ettiği bir tarzda konferanslar vermişliği falan var. Zaten bundan önce Tayyip'in yanına Sabetaycı gizli Yahudi olan, hani şu A101'in sahibi olan Cüneyt Zapsu verilmiş. O da CIA bağlantılı biriymiş. Tayyip'i Tayyip yapan, onu daha belediye başkanlığı zamanından kafa kola alan, kapıları açıp parti kuran, para bulan, basın ve medya desteği bulan, hukuki engellerini inanılmaz bir hızda aştıran, içimizdeki Yahudi holding patronlarını susturup razı eden ve bu oyuna dahil eden, diğer partilerin önde gelen siyasetçilerini, mesela Sabetaycı Deniz Baykal'ı, gizli Ermeni Devlet Bahçeli'yi bu oyuna razı edip kadroya dahil eden de, bu AKPKK projesine razı eden de Cüneyt Zapsu ve çevresiymiş. 

'Gizli başbakan' denilen Zapsu bir vakit gelince iyice deşifre olmuş, rahatsızlık oluşturmuş, Telsim'in Vodafone'a peşkeş çekilmesinde açıkça vahim suçlar işlediği falan da ispat edilip meclis gündemine gelmiş derken, türlü suçları meydana çıkmış ve istemeye istemeye geri çekilmiş. Tutmuş Karay Yahudisi olan Ülker ile ve Sabetaycı Yahudi olan NTV'nin sahibi Şahenkler ile falan ticari ataklara girişmiş. Şimdilerde Akkuyu nükleer santralinde acayip konumlarda, acayip işler yapmakla meşgul. İşte sonra Tayyip'in yanına verilenlerden, iyice yanına yaklaştırılanlardan biri de bu İbrahim Kalın. Sanki bak işte kazık çakmış gibi oraya. Zaten Kürt Yahudisi olup Tayyip'in yanına verilenlerden biri olan Makaracı Egemen Bağış de Beyaz Saray'ın yeminli tercümanıydı. Daha böyle çok bağlantılar var. Hepsi ispatları ile sosyal medyada ve bazı bloglarda var. 

Geçenlerde Melih Gökçek çok gafilce bir hareketle, İbrahim Kalın'ın CIA bağlantısını gözler önüne seren eski bir yayını twitter'dan paylaştı. 1 dk. dolmadan da sildi ama olay oldu. Olay oldu olmasına ama basın ve medya gereğince üzerinde durmadı ve kasten konuyu kapattı. Sosyal medyadan halkta infial oluşuyor, herkes "Bizi kimler yönetiyor" diyordu. Bir anda onlara da ayar çekildi. Kimse ne olduğunu anlamadan bu paylaşımlar kimseye gösterilmez ve yayılmaz oldu. Kontrollü bir şekilde tansiyon düşürüldü ve ardından Sabetaycı Aydın Doğan'ın, Siyonistlerle ortak kurduğu CNN Türk'te, İbrahim Kalın'ın yeni bir türkü okuduğu haberleri yapıldı, adama imaj tazelettiler. Hala da imajını tazeleyip, düzeltip durmak derdinler. 

Anlaşılan o ki; kilit adamlardan biri. Zaten çocuğunun okul taksitlerinin ödenmesi karşılığında, bir iş adamının devletteki işlerini hususi takip ettiğinin ses kayıtları çıktı. Ne soruşturma, ne yargılama yapıldı. Bunlar da Youtube'da hala duruyor. Böyle herifler ne diyorsa, sen tersini anla. Böyle bir herif, AKPKK gibi suç, terör ve ihanet örgütüne dönüşmüş ve her türlü suça ve ihanete bulaşmış bir sözde partiyi ve bunların siyasi kadrosunu kurtarmak için meydanlara inebilecek ve bunu din, iman, vatan, namus kavramları ile özdeşleştirebilecek ve her şeyin oyun olduğunu, darbe falan olmadığını anladığı halde asker katletmeye devam edecek bazı münafıkları şehit ilan ediyor. Zavallı kandırılmış askerlerimizi, hatta askeri okul öğrencilerini de niyazi gösteriyor. Hatta vatan haini gibi gösteriyor. Sen de şu işlere az kafanı çalıştır artık. Bırak oyunları, iddiaları, sevgili işlerini, O ses Türkiye'yi, Yetenek Sizsiniz'i, Diriliş Ertuğrul'u da, memleketin elden gidiyor, bir aklını başına al, gayrete gel artık.


DİKKAT! Bizi, Facebook ve benzeri sansürcü Amerikan/Siyonist sosyal ağlarından sağlıklı şekilde takip etmeniz mümkün değil. Telegram yazılımı kurarak, oradaki Akademi Dergisi grubumuza takipçi olmanız, 
en doğru davranış olur. Telegram Akademi kanalının adresi: www.t.me/AkademiDergisi

13 Temmuz 2017 Perşembe

Köprüde canice katledilen asker kardeşlerimizin katilleri neden bulunmuyor | 15 Temmuz darbe tiyatrosu mağdurları | Akademi Dergisi



Köprüde linç edilen askeri öğrencinin ailesi: Sopalarla parça parça edilmiş.

Tırnağını yememesini söylerdim. O da ‘Belki şehit gelirim, oradan tanırsın beni’ derdi. Öyle de oldu.”

''Dayanılacak gibi değildi. Kesici aletlerle, sopalarla parça parça edilmiş çocuğum”.

''Müslüman bir aile olarak çok yıprandık. Komşularımız bilir, devletimize, inancımıza bağlı, kendi yağıyla kavrulan bir aileyiz biz”.

'Ne yazık ki düğün parasını cenazesine harcamak zorunda kaldık. Kaderi böyleymiş... Ona haram süt vermedim, kötü ahlâk öğretmedim. Kötü bir insan olsaydı oraya, halkın arasına gitmezdi.''

***
Köprüde linç edilen askeri öğrencinin ailesi: Sopalarla parça parça edilmiş
Sözde darbe girişiminde, sabaha karşı köprüde, AKPKK suç, terör ve ihanet örgütü militanlarına ve sempatizanlarına açık av edilip linç edilen askeri okul öğrencisi Murat Tekin’in ailesi anlatıyor.

15 Temmuz sözde darbe girişiminde sabaha karşı Boğaziçi Köprüsü’nde önce boğazına basılarak öldürülen, ardından da boğazı kesilen Murat Tekin’in İzmir’de yaşayan ailesi, 21 yaşındaki Hava Harp Okulu öğrencisi oğullarını vahşice katledenlerin bulunarak, yargı önüne çıkarılmasını istiyor. 

Anne Şevkiye Tekin “Çocuğum mezarında rahat değil, eminim. Biz de burada rahat değiliz. Tek isteğimiz, gerçeğin ortaya çıkarılması” diyor. Hava Harp Okulu 2. sınıf öğrencisi Murat Tekin, ailesiyle en son Ramazan Bayramı tatilinde İzmir Bornova’daki evlerinde birlikte geçirdi. 1.5 aylık yaz kampına katılmak için Yalova’ya götürülen öğrenciler arasında yer alan Tekin, 16 Temmuz’un ilk saatlerinde Boğaziçi Köprüsü’ne getirilen gruptaydı. Komutanları tarafından “Aralarında canlı bomba var” denilerek halka ateş açması istendi. Ancak o, silahını bırakıp halkın arasına girdi ve orada şişler, sopalar ve demir çubuklarla vahşice öldürüldü. Tanınmaz haldeki cesedi 10 gün sonra Yenibosna Adli Tıp Morgu’nda ailesi tarafından güçlükle teşhis edilebildi.

Son görüşme 13 Temmuz’da

İzmir Osmangazi’deki mütevazı evin oturma odasında, Tekin’in asker fotoğrafları ve Türk bayrağı ilk dikkat çekenlerden. Bir bayrak da balkonda asılı. Anne Şevkiye Tekin, oğluyla en son 13 Temmuz akşamı görüştüğünü, Murat’tan duyduğu son sözlerin “Anne yarın gemiyle Yalova’ya yaz kampına gidiyoruz. Telefonum kapalı olursa merak etme” olduğunu söylüyor. 15 Temmuz ve onu izleyen 3 akşam televizyondan sürekli olayları izlemesine karşın, Yalova’da olduğunu bildiği oğlunun başına kötü bir şey gelebileceğini düşünmediğini aktarıyor.

'Tırnağından tanıdık'

Bir başka askeri okul öğrencisinin annesinin açtığı telefonla kuşkulanmaya başladığını vurgulayan anne Şevkiye Tekin anlatıyor: “İstanbul’daki ağabeyim, ‘buraya gelme, ortalık çok karışık’ dedi. Anne yüreği durabilir mi? Eşimle birlikte Yalova’dan araştırmaya başladık. Burada yok. İstanbul’a geldik. Harp Okulu’ndan emniyete kadar her yere baktık. Sonra okuluna gittik tekrar. “Teslim ettiğiniz kişiler hain çıktı biz bilgi veremeyiz’ dediler. ‘Bilgi almadan gitmem’ dedim. ‘Komutan kalmadı bilgi veremeyiz’ dediler. Hastanelere, Silivri Cezaevi’ne baktık, yok, yok, yok... İzmir’e dönmeden önce son olarak bir de Adli Tıp’a da bakalım istedik. Ağabeyimle eşim gitti, ben evde kaldım. Orada oğlumun cansız bedenini görmüşler ama tanıyamamışlar. Eşim saçını benzetmiş sadece. Ağabeyime, ‘Murat kaygılandığında, başparmağının ortasını kemiriyordu, oyuk kalmıştı. Parmağına bakın’ dedim. Öyle teşhis ettiler. Tırnağını yememesini söylerdim. O da ‘Belki şehit gelirim, oradan tanırsın beni’ derdi. Öyle de oldu.”

Kesici alet ve sopalarla

Baba Sedat Tekin de Adli Tıp anlarını gözleri dolarak anlatıyor: “Önce fotoğrafı gösterdiler. Çocuğumu komple açtırdım. Tanınmayacak haldeydi. Tırnağındaki oyuktan tanıdım. Ayrıca yüzünde 3 ben vardı. Oradan çıkardım o olduğunu. Sonra saçları, ayakları tanıdık gelmeye başladı. Dayanılacak gibi değildi. Kesici aletlerle, sopalarla parça parça edilmiş çocuğum”.

Niye böyle bir ölüm?

2005 yılında emekli olduktan sonra ailesini geçindirmek için öğrenci servisi şoförlüğü yapan baba Sedat Tekin de artık direksiyon başına geçemediğini anlatıyor: “Eli sopalı, demirli zalimler çocuklarımızı vahşice katlettiler. Niye böyle feci bir ölüm. Çocuğum neden öldüğünü bilmiyor şu anda.” Baba Tekin İzmir Valiliği’ne dilekçe verdiklerini ve katliamı yapanlarla darbe sorumluları hakkında suç duyurusunda bulunduklarını vurguluyor. Telefonla görüştükleri diğer öğrenci ailelerinin, çocukları cezaevinden çıkar çıkmaz kendilerini ziyarete geleceklerini söylüyor. Konuşmasında özellikle, o sabaha karşı oğluyla birlikte katledilen diğer askeri okul öğrencisi Gaziantepli Ragıp Enes Katran’ı anmadan geçmiyor.

Camiler salasını bile vermedi

Anne Şevkiye Tekin, kendilerini en çok yaralayan noktanın, oğullarının cenazesinin camiye kabul edilmemesi ve Osmangazi’deki camilerin Murat’ın salasını vermemesi olduğunu söylüyor.

Linç edilen Murat Tekin’in annesi Şevkiye Tekin cenazeyi THY’nin kargo uçağıyla İzmir’e getirdikten sonra yeni ve derin bir şok yaşadıklarını söylüyor: “Eşim, dostum tüm mahalle dolmuş buraya. Tabii ben şokta olduğum için o anda farkına varmadım, sonradan öğrendim. Camiye kabul edilmemiş evladım. Salasını verdirmediler. Çocuğumuz ölmüş, salasını bile esirgiyorlar bizden. Müslüman bir aile olarak çok yıprandık. Komşularımız bilir, devletimize, inancımıza bağlı, kendi yağıyla kavrulan bir aileyiz biz”.

Komutanlar hesap versin

Baba Sedat Tekin, yüzlerine karşı söyleyemeseler de arkalarından “hainin ailesi” damgası vuranlar olduğuna dikkat çekiyor ve ekliyor: “Teröre karşı insanlar olduğumuz halde bu damgayı yemiş olduk. Acımızdan daha üstün acı oldu bunlar. Çocuğum da orada rahat değil eminim, biz de değiliz. Devletimizden tek isteğim bunları yapanların ortaya çıkarılması. Çocuklarımızı o gece tatbikat deyip de boğaz köprüsüne götüren komutanların, onları korumayıp kalabalığın arasında bırakıp linç ettirenlerin hesap vermesini istiyoruz. Büyüklerimizden, devletimizden tek dileğim bizi duymaları. Bize bir şekilde el uzatsınlar. Cezaevlerinde yatan diğer askeri okul öğrencileri de masum, günahsız. Bunlar bir şekilde temize çıksın. Bir daha o hainlerin eline düşmesinler. Bizimki gitti, geri gelmeyecek. Ama hiç değilse yavrumun şehitliği verilsin”.

Ablasının rüyasında

Anne alıyor sözü tekrar: “2 yıl sonra okulu bitip tayini çıkınca evlendiririz, yalnız olmasın diye planlar yapıyorduk. Ne yazık ki düğün parasını cenazesine harcamak zorunda kaldık. Kaderi böyleymiş... Ona haram süt vermedim, kötü ahlâk öğretmedim. Kötü bir insan olsaydı oraya, halkın arasına gitmezdi. Allah şehitlik mertebesi verdi. Ablasının rüyasına girmiş, ‘Anneme söyle üzülmesin ben şehit oldum’ demiş. Ben ne olduğunu biliyorum oğlumun...”



DİKKAT! Bizi, Facebook ve benzeri sansürcü Amerikan/Siyonist sosyal ağlarından sağlıklı şekilde takip etmeniz mümkün değil. Telegram yazılımı kurarak, oradaki Akademi Dergisi grubumuza takipçi olmanız, 
en doğru davranış olur. Telegram Akademi kanalının adresi: www.t.me/AkademiDergisi

12 Temmuz 2017 Çarşamba

Tayyip, 15 Temmuz darbe tiyatrosunun sözde şehidi ilan edilen yol arkadaşı yolsuzun kabrini ziyaret etti. | Mehmet Fahri Sertkaya

akademi dergisi, Mehmet Fahri Sertkaya, cia, Recep Tayyip Erdoğan, 15 temmuz darbesi, darbe tiyatrosu, ışid, pkk, demokrasi şehidi, abdullah olçak, demokrasi, gerçek yüzü, mossad

ŞAŞIRMADIK.

YOLSUZLUKLARI İLE ÜNLÜ olup 15 Temmuz DARBE TİYATROSUNUN sözde şehidi ilan edilen YOL ARKADAŞININ kabrini ziyaret etti.

Hakkında çok sayıda yolsuzluk ve vatana ihanet dosyası bulunan, 1986'da eşek etinden sucuk yaparken suç üst olduğu ve Sabetaycı Ilıcakların Tercüman gazetesine fotoğrafı ile manşet haber olduğu iddia edilen, kendisinin siyasette önünü açıp, siyaset yasağını hukuk zemininde Mason birader dayanışması ile açıp buralara getirenlerin CIA ve MOSSAD'ın adamları olduğu somut deliller ile ispat edilebilen, Belediye başkanlığı zamanında bile Akbil yolsuzluğu kapsamında yargılamaya tabi tutulan, bu güne kadar çok vahim şekilde kendi kendini onlarca kere yalanladığı ve kendisine şerefsiz, namussuz ve alçak dediği bilinen, devletimizi CIA'nın yönettiği bir oturumda PKK terör örgütü ile aynı masaya oturtup anlaşmalara imza attıran, açılım süreci denilen ihanet sürecinde, 15 Temmuz darbe tiyatrosunda ve sonrasında yüksek sayıda ölümden de sorumlu olan, IŞİD ile ortak hareket edip savaş ve terör suçları işlediği, sayısız sivilin katledilmesi suçlarına ortak olduğu ve katliamlar yapılırken CIA üretimi sözde İslam terör örgütü IŞİD ile ortak petrol ticareti yaptığı ispat edilen, üniversite diplomasından sonra düz lise diploması ve doktoraları da sahte çıkan, yabancı dili, kamu tecrübesi, ekonomi bilgisi, entellektüel derinliği olmayıp kitap bile okumayan CIA güdümlü sahte diplomalı sözde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, içinde bulunduğu şartlara rağmen kendisinin partlatılmasında ve halka kahraman gibi sunulmasında büyük emekleri olan ve yolsuzlukları ile ünlü "yol arkadaşı' Abdullah Olçak'ın kabrini ziyaret etti.

Kabrini ziyaret ettiği Abdullah Olçak ve yolsuzlukları hakkında ayrıntılı bilgi için bkz: https://goo.gl/sM1cqs

DİKKAT! Bizi, Facebook ve benzeri sansürcü Amerikan/Siyonist sosyal ağlarından sağlıklı şekilde takip etmeniz mümkün değil. Telegram yazılımı kurarak, oradaki Akademi Dergisi grubumuza takipçi olmanız, en doğru davranış olur. Telegram Akademi kanalının adresi: www.t.me/AkademiDergisi

7 Temmuz 2017 Cuma

Eski Türkiye'de neler vardı neler... Hamd olsun şimdi onlar yok... | Uzun Adam (Remix)

akademi dergisi, mehmet fahri sertkaya, kürdistan, recep tayyip erdoğan, akp'nin gerçek yüzü, akp'nin yalanları, ömer halisdemir, 15 temmuz, darbe tiyatrosu, mavi marmara, masonlar, gizli ermeniler,

Eski Türkiye'de neler vardı neler... Hamd olsun şimdi onlar yok... Yeni Türkiye var... Şimdi birileri çıkar, analar ağlıyor der. Bebekler, hamile kadınlar ceza evlerinde der. Evlatlar can veriyor, şehit oluyor der. Kürdistan kuruluyor, der. Yunan 17 adamızı daha aldı, der. Devletin son kalan kurumları da Katar'a üçbeş kuruş borç karşılığında ipotek edildi, der. Mavi marmara tiyatro çıktı, der. 

15 Temmuz da tiyatro çıktı, der. Ömer Halisdemir Alevi çıktı, der. Meclis havadan bombalanmamış, der. Dinler arası diyalog AK parti ortaklığında bir misyonerlik faaliyetiydi, devlet gücü seferber edildi der. Danışmanlar hep mason, sabetaycı, gizli Ermeni, der. Daha neler neler derler. Hatta biri çıkar, o gün orada miting alanında olan ablalardan bile bazısı şimdi içeridedir, der. Zihninizi bulandırmak isterler. Provokasyonlara kapılmayın. Bakın bakanlarımız seferber olmuşlar, provokasyonlarla savaşıyorlar. Siz de üzerinize düşeni yapın. Azıcık dikkat edin artık yahu... Görmüyor musunuz nasıl insanlık dışı iftiralar atıyorlar, görmüyor musunuz her yer provokasyon...



Dikkat! Gerçek sahibinin CIA olduğu ispat edilmiş olan Facebook ve benzeri Amerikan menşeli sosyal ağlar bizi uzun yıllardır sansürlüyor. Bu yayını paylaşıp, söz konusu sosyal ağlar üzerinde yaymayı, duyurmayı başaramayacaksınız. Ayrıca bu sosyal ağlardaki sayfalarımıza takipçi olduğunuzda, paylaştıklarımızın çoğunu göremeyeceksiniz. Bu, son sekiz senedir bu şekilde. Bu nedenle bizi, Akademi Dergisi'ni ve Mehmet Fahri Sertkaya'yı, farklı konudaki yüzlerce sitelerimizin bütün yayınlarını Telegram kanalımızdan takip etmenizi tavsiye ederiz: www.t.me/AkademiDergisi

(Takipçiler birbirinin isim ve telefon numaralarını bile göremez. Çok güvenli ve huzurlu bir ortamdır.)

2 Temmuz 2017 Pazar

Erdoğan'ın FETÖ derneğine desteği | Akademi Dergisi


'Şunu özellikle ifade etmek istiyorum. Bakınız, Türkiye'de bu gün artık şartlar çok değişti.'

***
FETÖ soruşturması kapsamında “Kimse Yok Mu Derneği” ile ilgili başlatılan soruşturmada 121 kişi hakkında yakalama kararı çıkarıldı.

18 ilde başlatılan operasyon kapsamında 41 Kimse Yok Mu Derneği yöneticisi yakalanırken, 77 kişinin yurt dışında olduğu 2 kişinin de başka soruşturmalardan tutuklu olduğu öğrenildi.

Cemaatin “yardım faaliyeti” adı altında kurduğu Kimse Yok Mu Derneği’nin çeşitli kampanyalarla elde ettiği yardımları, Cemaat adına yurt dışında kar amacıyla işletilen okul, yurt ve hastane gibi yapıların inşasında harcandığı, bütün bu suçlara başta Erdoğan olmak üzere AKPKK'lilerin de, hatta çok sayıda ünlü ismin ve sanatçının da karıştığı iddia ediliyor.

Ayrıca Cemaat’in 2011 yılında topladığı Kurban paralarını, yine çeşitli yardım faaliyetleri, zekat adı altında toplanan paraları örgüte aktardığı öne sürülüyor. Derneğin Afrika halklarına yardım amacıyla topladığı paraları da Gülen Cemaati’ne aktardığı iddialar arasında.

Peki Gülen Cemaati’nin “Kimse Yok Mu Derneği” nasıl bu kadar büyüdü? Derneğe destek olup Cemaat’in kasasına milyarların taşınmasına kim vesile oldu?

2011 yılında Cemaat’in kapatılan yayın organı Samanyolu TV ve Kimse Yok Mu Derneği “İnsanlık Ölmedi” başlığıyla Somali’ye “yardım” kampanyası başlattı. 2011’in Ağustos ayında Samanyolu TV’de bir “yardım” programı düzenlendi. Dönemin AKPKK Milletvekili, Cemaat’in firari ismi Hakan Şükür’ün ve birçok ünlü ismin katıldığı programa dönemin Başbakanı, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da telefonla bağlandı. Samanyolu TV’ye teşekkür eden Erdoğan, Cemaat’in kampanyasına da destek verdi ve vatandaşları yardım yapmaya çağırdı. 


Oysa Aralık 2002'de Rusya istihbaratının hazırladığı raporda Gülen Cemaati'nin CIA için çalıştığı açıklanmıştı ve bütün dünya ile beraber bu bilgi, ülkemizdeki basın kuruluşlarında da yer bulmuştu. Şubat 2006'da Rusya, CIA adına casusluk yaptıkları gerekçesiyle ülkedeki Gülen okullarını kapatma kararı almıştı. Yani bırakalım 2011'i, bırakalım devleti yönetenleri, emrinde koca istihbarat birimleri olanları, basını takip edenler için bile cemaatin başındakilerin CIA'ya çalıştığı biliniyordu. AKPKK, üzerine geçen yıllar boyunca sadece maddi suçlara da ortak olmadı. Cemaati vesilesi ile CIA ve Katolik misyonerlerin medeniyetler ittifakı, dinler arası diyalog, hoşgörü toplantıları başlıkları ile organize ettiği devasa misyonerlik faaliyetlerine gönüllü hamilik yapan da AKPKK ve CIA güdümlü Erdoğan'dı.

Cemaat’in o programında rekor bağışlar da yapılmıştı. En yüksek bağışı 750 bin lirayla Doğuş Holding Yönetim Kurulu Başkanı, Siyonizmin AKPKK projesinin Türkiye ayağının en etkin isimlerinden Sabetaycı gizli Yahudi Ferit Şahenk yaptı. 

Metro Turizm adına, suçsuz günahsız insanları öldürtmekten ceza almış ama bir türlü içeriye tıkılamamış Galip Öztürk 500 bin lira ile bu rekoru takip etti. 

➥ Fetih Koleji 300 bin TL, Bank Asya 250 bin TL, 

 İşadamı Ali Ağaoğlu 250 bin TL, 

 İşadamı Celal Oruç 250 bin TL, 

 İşadamı Suat Sancak 200 bin TL, 

 Hidayet Türkoğlu önderliğindeki basketbol milli takımı 150 bin TL, 

 Fatih Terim 100 bin TL, 

 İşadamı Fettah Tamince 100 bin TL, 

 Gaziantep Sunguroğlu Koleji Mezunları Derneği 100 bin TL, 

 Menajer Polat Yağcı 100 bin TL, 

 İşadamı Abdurrahim Albayrak 50 bin TL, 

 Acun Ilıcalı 50 bin TL, 

 Murat Doğanay 50 bin TL, 

 Fatih Üniversitesi 30 bin TL vermişti.

Türkiye'de bu gün artık şartlar çok değişti. Filler tepişiyor, bebekler, hamile kadınlar, loğusa kadınlar, suçsuz günahsız, kandırılmış, sicili tertemiz Müslümanlar ceremesini çekiyor. Bazı münafık mel'unlar da hala İslam dinini alet ederek, şanlı tarihimizi alet ederek, göz önündeki bunca suça, ispata, ihanete rağmen bu kadroyu şakşaklayabiliyor.


Akademi Dergisi

Dikkat!
 Gerçek sahibinin CIA olduğu ispat edilmiş olan Facebook ve benzeri Amerikan menşeli sosyal ağlar bizi uzun yıllardır sansürlüyor. Bu yayını paylaşıp, söz konusu sosyal ağlar üzerinde yaymayı, duyurmayı başaramayacaksınız. Ayrıca bu sosyal ağlardaki sayfalarımıza takipçi olduğunuzda, paylaştıklarımızın çoğunu göremeyeceksiniz. Bu, son sekiz senedir bu şekilde. Bu nedenle bizi, Akademi Dergisi'ni ve Mehmet Fahri Sertkaya'yı, farklı konudaki yüzlerce sitelerimizin bütün yayınlarını Telegram kanalımızdan takip etmenizi tavsiye ederiz: www.t.me/AkademiDergisi

(Takipçiler birbirinin isim ve telefon numaralarını bile göremez. Çok güvenli ve huzurlu bir ortamdır.)

Bu güne değin en çok tıklanılanlar